Ben, sevincin türkücüsüyüm. Onu söylüyorum boyuna. Bütün epopelerde, aşağı yukarı insanlığın macerasında, halkın yarattığı müziğinde, türküsünde, ne kadar acılı olursa olsun, şu var: “Geldik ya!” Ortadirekte “indik ya, geldik ya!” macerası var ya, onun gibi. Bu dünyaya çok şükür geldik. Gelmeseydik ne olacaktı… O korkunç sevince varmak istiyorum. Nedir o sevinç, yaşama sevinci? Araştırdığım bu. Niye mit yaratıyor, düş yaratıyor da sığınıyor? Bu sevinci sürdürebilmek için, yaşamanın ağırlığından kurtulabilmek için kendine yeni bir dünya yaratıyor. Bu dünya yetmiyor. Acılarıyla, hastalıklarıyla, ölüm korkusuyla, yok olmakla… Ama gene direniyor. Bu ne? Benim aradığım bu. İnsan gerçeğine biraz daha yaklaşmak.
#28şubat
Yazarlık atölyesinde çalışırken karşıma çıkan sözcükler… Sözün, sözün getirdiği buğu ve sözle başlamak ve sözle son bulmak… Yeni yılda herkese güzel sözler dilerim. Sözün büyüsü, kader çizgisinin rengidir.🕊️
Gazeteci tiyatro yazarı Zeynep Oral’ın Yaşar Kemal ile ilgili bir anısını dinlemiştim. Yıllar önce Fransa’da Teneke romanının tiyatrosu düzenlenirken Yaşar Kemal davet edilmiş birlikte gitmişler. Yaşar Kemal onlardan önce İstanbul’a dönmek zorunda kalmış. Koşarak gelen gözü yaşlı bir Fransız görmüş. Yaşar Kemal’i bulamadığı için ağlayan Ermeni kökenli bir Fransız… Tabi Zeynep hanım şaşırmış sormuş neden ağlıyorsun diye. Adam ağlayarak anlatmış: “Türklerden nefret ederdim Yaşar Kemal sayesinde sevdim tanıdım. Bana çocukluğumda nefreti aşıladılar. O söz büyücüsü!” Yaşar Kemal benim için de söz büyücüsü. Onunla kitapları aracılığıyla sohbet etmek bile kıymetli. Nefreti sevgiye dönüştüren söz büyücüsü!