Herkese merhaba,İçselleştirebileceğiniz,okurken o duyguları yaşayan çocukla üzülebileceğiniz bir romanla geldim.Ben Roman türü olarak yazılan bu eser genel olarak Japon edebiyatında eleştirmenler ve yorumcuları ikiye bölerek bayağı bir mürekkep döktürmüş. Bir kesim Hakiki roman türü olduğunu benimsede,aradaki fark ben roman da; itiraf ve yazarın kendi yaşamına mercek tutuyor. Yarı otobiyografik bir tür olduğu benimsenmiş. Hakiki romanda ise; yaşama mercek tutup nasıl?neden? sonuç?gibi soruların cevabını aldığımız bir türdür. Gerçekten çok bilgilendirici bir okuma oldu kendi adıma. Bu beni çok mutlu etti.Genel hatlarıyla Kitabı incelediğimizde,giriş yazısı sonrası,3 hatırat ile kapanış yapıyor.Elinizde tuttuğunuz bu roman;20. yy. Japon Edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Osamu Dazai intaharından önce tamamladığı acıklı bir hikayedirDazai kendi içsel yaşantısını bizlere yansıtmış olup,edebi bir intihar mektubunu elimize tutuşturup aramızdan ayrılmış...Konusuna gelecek olursak, aristoktat bir ailenin oğlu olan Yozo,sosyal hayatı demek ne kadar doğru bilemesem de “soytarı” rolüne bürünerek okulda ve aile içinde insanları gülümsetmek için uğraş veren,aslında değer görme çabası içinde olan bir çocuğu okuyoruz.Büyüdüğünde ise tam bir serkeş hayatın kölesi haline geliyor.İtiraf niteliğinde ki bu 3 bölümden oluşan hikayede içimi ezen satırlar öyle çoktu ki….
Oba Yozo…
Kendi isteklerini/istemediklerini dile getiremeyecek kadar fedakar mıydı? Yoksa başkalarının çizdiği bir çizgiye göre hayatını yaşamayı/şekillendirmeyi öğretenlerin suçu muydu bir hediyesini bile seçemeyişi.Oysa herkese isteği sorulmuşken,ona seçenek neden sunulmuştu da diğerlerini sunulmamıştı ki?!Daha aptal,daha değersiz hissetsin diye mi? Nasıl bir aile,nasıl bir mutsuzluktu bu? Yemek yerken,birarada