"Çünkü ortada bir gerçek varsa, kendiniz olmanız en iyisidir. Bir erkek, bir fil ya da tavşan olmak istemezdi. Kendisi olmak isterdi çünkü dünyadaki en iyi şeyin kendisi olduğuna inanırdı. Bir bakıma kendisinin dünya ve tüm bir hayat olduğuna. Kendiniz olduğunuz hayat saf hayattır. Başka hayata imrenerek, özlemle bakıyorsanız, hayatınızı, kendinizi kaybetmişsiniz demektir. O halde bir Alman başka bir hayatsa, gerçekten farklı türden bir hayatsa, kendini üstün hissedecektir; ben de öyle. Temel değersizliğimin bir bölümündeki kabulleniş, sadece erkekliğime değil, hayatın kendisine karşı da bir günahtır. Alman sanılsın diye çabalayan ve kendi dilini hiç konuşmayan İngilizlere hiç rastladınız mı?"
"Evet"
"Rol yapmaya çalışmayan İngilizlerden daha çok aşağılamadınız mi onları?"
"Evet, elbette."
"Siz bilmeseniz de, Almanların çoğu da böyle yapar. Almanlar bilinçli olarak değersizliğimizi kabul etmemizi isterler; bilinçsiz olarak ise, bu kabulleniş yüzünden bizi aşağılarlar. Bilinçsiz olarak hayatla temas halindedirler ve bu kabullenişin hayata karşı işlenmiş bir suç olduğunu bilirler. Kadınların asla kendileri olamamalarının sebebi, hayata karşı bir suç işlemiş olmalarıdır. Başka bir hayat formu görürler, kendi hayatlarından tamamen farklıdır bu, Kan Soyu kadar belirsizdir ama cinsiyette farklılık gösterir ve derler ki: 'Bu bizim formumuzdan daha iyi bir form.' İşte bu yüzden erkekler onları bilinçsizce aşağılarlar, bilinçli olarak ise değersizliklerini kabul etmelerini isterler. Ne Alman ne İngiliz olan, korkak birer gerizekalıdan başka bir şey olmayan o faydasız İngilizler gibi, kadınlar da ne erkek ne de kadındır; karışık bir türdürler sadece."