Özgür Ronî

Özgür Ronî
@Roniss
Instagram roniss721 Eğer güzel gözlerin olmasını istiyorsan, İnsanlara iyilikle bak. İnce bir bedense isteğin, Ekmeğini açlarla bölüş. Ve güzel dudaklara sahip olmak için, Sadece güzel sözler söyle. (Audrey Hepburn)
OkurGezer
Apollon Sosyal Bilimler Akademisi
Heryer
7 okur puanı
Mayıs 2025 tarihinde katıldı
Bir ağaç = Bir yazar = Bir nefes
Ağaçlar insan ömründen çok daha uzun yaşarlar.Yüzlerce, hatta binlerce yıl yaşayan ağaçlar vardır. Bu yüzden onları “zamana tanıklık eden varlıklar” olarak tanımlarız. Her şeyin ortasında sessizlik ve dinginlikle tanıklık etmek, insan kültüründe bilgelik ve sabırla özdeşleştirilmiştir. Her ne kadar sessiz tanıklar gibi görünseler de aslında durum çok farklıdır. Ağaçlar konuşur, yeter ki duymak isteyelim. Her canlının hareket, konuşma ve hissetme düzeyi farklıdır. Biz ise çoğu zaman sadece insan merkezli bakıyoruz. Örneğin, akasya ağaçları yaprakları hayvanlar tarafından tüketilince hemen zehir salgılar. Bunu yalnızca kendileriyle sınırlamaz; etilen gazı aracılığıyla çevresindeki ağaçlara da “korunun” mesajı gönderir. Bu, kolektif zekânın ve iletişimin en güzel örneklerinden değil midir? Kökleriyle toprağın derinliklerine inerken, dallarıyla göğe yükselmeleri onları hem maddi hem de manevi alemlere bağlayan varlıklar haline getirir. Bu bağ, bilgeliğin kökü ve meyvesidir. Her yıl yaprak döker ve yeniden yeşerirler. Bu döngü, hayatın sürekliliğini; ölümü ve yeniden doğuşu simgeler. “Hayat Ağacı” sadece mistik ve mitik değil, aynı zamanda ontolojik açıdan da böyledir. Ağaçlar ürettikleri oksijenle birçok canlıya nefes olur. Aynı zamanda sayısız canlıya yuva sağlar. Ekosistemi düzenler, toprağı korur, suyu dengeler. Besin ve şifa kaynağıdır. Anlatmakla bitiremeyeceğimiz kadar çok katkıları vardır. En önemlisi, okuduğumuz kitapların çoğu yine ağaçların gövdesinden gelir. Zihnimizin ve bilincimizin bir anlamda gelişimini de onlara borçluyuz.Ruhumuza ruh katma yine onlar sayesinde. Ama ne yazık ki biz çoğu zaman onlara karşı “tüfeyli” konumunda kalıyoruz. Günümüzün kar hırsı, ormanları tüketme noktasına getirmiştir. Evliya Çelebi, Seyahatnâme’sinde Erzurum’dan yola çıkan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Haleti Ruhiye

Dalaho

@Dalaho
·
Ama bu dünyada hiçbir şey sürekli değil; bu nedenle de neşe, ikinci dakikada, birincidekinden farklıdır; üçüncüde bir derece daha zayıflar, sonunda bütün bütün yok olur, eski durumumuza döneriz; suda genişleyen halkaların, sonunda suyun yüzeyiyle bir olup yitmesi gibi.
Alıntı
Anatomiya diyalîzekî:Li Golgotayê jiyan
Wek her roj zingilê seata dijîtal di wextê xwe de lê da.Seat 6 ê sibê ye û heval razayî ne.Ji bo her du heval şiyar nebin,bi lezgînî min alarma seatê girt.A rast ez negrim jî wê alarm ji ber xwe ve were girtin.Piştî ez şiyarbûm şûnde dîsa jî hevalek ji ber dengê wê mêratê şiyar bû.Hevalê din hê di xewde ye.Seat 6 ê sibêye,lê ji ber ku havîne zereqên rojê dinya ronî kiriye.Zû Ka cilên xwe li xwe dikim.Xwe bera jêr didim.Şûşên lîmonatayê yên ku min jî êvarê ve xistibûm cemedaka sarincê ji bo hinek bihelin min ji sarincê derxist û danî ser masê. Piştî ser çav şûştin û pêdiviyên xwe diqedînim ,îskanek ava fêkiyan ya cemidî vedixum.Havîn, zivistan her tim ava cemidî vedixum encax kelewaja tîna min dişkê.Dûre îskanek biçûk dîsa ava cemidî vedixûm û şûşa limonatayê ya din jî bi xwe rê dibim nexweşxanê.Her rojên ez diçim diyalîzê şûşeyek limonata bi xwe re dibim,ji ya din jî îskanek tije jê vedixwum.Ev avên fêkiyan yên roja diyalîzê ne .Heftê sê rojan diçim diyalîzê,rojên naçim diyalizê jî çay jî di nav de bi tevahî du îskanê mezin av û tiştên avî vedixwim.Şorbe,xwarinên bi av ne vedixwim,ne jî dixwim.Çiqas av û tîştên bi av hinndik bixwim û vexwim ewqas baş e.Di nav van sê salan de min bi zehmetî dengeyek nûh bi xwe rê avakiriye.Dengeyek laş heye û heta ji destê min tê ez vê ritmê didomînim.Vê dîsîplîna xwarin û vexwarinê bi awayek micid dişopînim.Ji bo vê jî her roj bi kêf û coş şiyar dibim û dest bi rojê dikim. Derdora seat 7:15 an weke her car dîsa derî vebû.Her rojên duşem ,çarsem û în ê di vê seatê de ji bo nexweşxaneyê du paraga(gardiyana wisa binav dikim) tên min dibin.Îro paragayê Pirzikpir hatibû.Çawa derî vekir ,yekser dest bi axavtinê kir.Ev paraga kengî min dibîne behsa pîrika xwe dike.Pîrika wî jî bi nexweşiya gurçikan dikeve.Du- sê mehan
Bıharê İlk defa bir şiir kitabı değerlendirme hadsizliğini gösteriyorum.Daha önce roman,araştirma-inceleme vb.alanlarda amatörce de olsa değerlendirmelerim olmuştu.Bu şiir kitabi benim için ilkti.Beni buna sürükleyinin,günlerce bunun üzerine çalışıp amiyane deyimle kafa patlatmanın nedenini halen kendime soruyorum ve cevabını arıyorum.Emin olduğum tek şey bu süre zarfında evrendeki en büyük çekim kuvveti tarafından sarmalandığımdır.Lakin bu çekim kuvveti yeri geldiğinde yazarı eleştirmeyeceğim anlamına gelmez.Ki eleştirilerim mevcuttur.Hakikate, güzele ulaşmak için yapıcı eleştirilerin kesinlikle olmasını belirten bir insanım ve bu metodoloji ile değerlendirmelere geçelim: Yazarın şiirlerinin temasında göze çarpan "Yitiklik ve Kaybedilenler, Sürgünlük,Multecilik,Aidiyet, Doğaya övgü" vb.konular oluyor. "Elde avuçta ne varsa kaybettik, dostluğu, kardeşliği kaybettik." Bu dizelerde hepimizin hayatında sıkça karşılaştığımiz yitirme teması öne çıkıyor. Yazarin şiirlerinde ölüm, ayrılık, geçmişe duyulan özlem sadece bireysel değil, toplumsal bir kaybın da ifadesi. Aynı hepimizin sık sık dönüp baktığı, ama ulaşamadığı çocukluk günleri gibi... “Sürgün olmuşum yurt bildiğim topraklarda.” Halklarımızın yaşadığı tarihsel travmalarla iç içe geçmiş bir sürgünlük duygusu var. Tıpkı birçoğumuzun yaşadığı yersizlik, bağsızlık hissi gibi... Bu şiirler bu coğrafyanın sesiyle konuşuyor. Munzur, Dicle, rüzgâr, bulut, papatya, sarı başak gibi imgeler sık sık tekrar eder. Bunlar hem şiirin halkla, toprakla bağını kurar, hem de yitirileni simgeler. “Munzur’a karşı çay içmek” bir şiir değil, bir yaşama biçimi, özlemle baktığımiz... Şiirler gösterişli değil, içten bir dertleşme gibi. Bu da benim sevdiğim şiir
Düşlerimden uyandığım bu karanlık gecenin huzurundayım, Gözlerimi kamaştıran karanlığın derinliğinde soluksuz kalmışım bir başıma, Gece kör karanlık, bahçemde filizlenmiyor düşlerim, Düşlerim karanlık yine, Gecelerim uykusuz yine, Uzanıyorum düşlerimden karanlık geceye, Sebepsiz bahaneler ile düşlüyorum geceleri, Son bir dileğimi avucumda açıyorum bu karanlık geceye, Düşlerim ve dileğim birbirine ters düşüyor bu gecede, Benliğimi alıp götüren düşlerimi, Dilimden düşmeyen dileğimi saldım kör karanlığa. Eyvallahım da yok geceye, Savruluyorum esen gecenin rüzgârında Düşlerim ve dileğim birbirinden uzak Savruluyor rüzgârın önünde.