“Beceremem ne demek? Becerenler senden daha mı akıllı? Sen elinden geleni yap, elinden geleni yaptığına önce sen inan, gerekirse hiç uyuma ama sakın vazgeçme. Bir kere vazgeçersen sonra hep vazgeçersin. Sene kaybetmen, okulu bir yıl geç bitirmen önemli değil.
Bize kimse dokunmadı. Ne annem ne babam. Ha annem dokundu, en çok bizi döverken dokundu. Onda da zaten pek elini kullanmaz, bazen oklavayla, bazen süpürgeyle döverdi bizi. Hiç acımasız bize vururken. Bir anne gibi içi sızlamadı yani. Ben anne olmadım ama insanın yavrusuna biraz içi sızlar gibi geliyor bana. Hayvanlar bile kıyamıyorlar yavrularına ama o bize kıydı.
-Canım değil, içim yanardı.
“Gez, toz, hiçbir şey dert etme, evin yansa dönüp bakma,” dediler. Şu ara zaten üzülecek, sıkılacak bir durumum yok ama gezip tozamıyorum. Bu hastalık hiçbir şeyi içime sindirmiyor, her an aklımda.”Düşünme, boşver,“ diyorlar. Bu benim elimde değil ki. Zaten bu kriz ben onu düşünsem de geliyor, düşünmesem de.
Halbuki bu kız belki de doğduğu günden beri yalnız. Kimseyle ilişki kurmasına, gezip eglenmesine, ders dışında başka şeyler yaşanmasına hiç izin verilmemiş. O da işe başlayana kadar sadece kendisinden istenileni yapmış ve bütün hayallerini ilerki bir güne ertelemiş. “Okul bitsin, işte o zaman ben de herkes gibi yaşayacağım,” demiş. Ama, yaşamanın bir sanat olduğunu ve bu sanatın sadece ve sadece deneye yanıla öğrenilebildiğini fark edememiş.