Benim odama gelince… küçük ve koyu rengin çok kullanıldığı sıcacık bir odadır benimki. Geniş mekanlarda insanlar kolay kaynaşamazlar. Kırmızı perdelerim, kırmızı deri koltuklarım ve yerdeki kalın, şarap rengi halım odayı sıcacık, ateş gibi yapar. Salonda hastaların ne kadar rahat ve huzurlu olmasını istersem, benim odama girdiklerinde de o kadar canlı ve enerjik olmalarını beklerim ayrıca günde on-on iki saat kaldığım o küçük odada benim de sürekli canlı ve heyecanlı olmam gerekiyor. Muayenehanemin her yanı değişik masa lambaları ve abajurlarla doludur. Bu kırmızı, romantik, duygu dolu odada hastaların ilk 5 dakikadan sonra kendilerine hayatın tüm baskılarından kurtulmuş, özgür, yargısız, tarafsız, sevgi ve huzur dolu bir havuzun sıcacık sularında hissederler. Her seferinde onlarla birlikte ben de girerim o sıcacık havuza.