Kişinin nasıl yaşadığı ile nasıl yaşaması gerektiği arasından öyle büyük bir uçurum vardır ki, yapılması gereken uğruna yapılanı terk eden kişi, çok geçmeden korunmasını değil yıkımını öğrenmiş olur; çünkü her zaman iyi bir insan olmak isteyen kişi, iyi olmayan onca insan arasında kesinlikle yıkıma uğrayacaktır.
İnsanlar hep başkalarının açtığı yollarda yürür ve eylemlerinde taklitle yol alırlar […] sağduyulu bir kişi, her zaman büyük insanların açtığı yollardan gitmeli ve en kusursuz kişileri taklit etmelidir.
Ay’ı topal bir içkicinin eline veriyorlar, üstelik bu aptalın bu işten anlamadığı da belli. Ay’ı onarırken reçine ve ahşap yağı kullanmış, bu yüzden de Dünya’daki insanların kokudan dolayı burnunu tıkamadan rahatça gezmeleri mümkün değil. Her yer berbat kokuyor. Ay bu kadar narin olduğu için, orada insanlar değil de yalnızca burunlar yaşıyor. Kendi burnumuzu göremememizin sebebi, burnumuzun Ay’a gitmiş olmasından kaynaklanıyor.
Ben bir kalem memuruyum, peki neden bir kalem memuru oldum? Belki de bir dük ya da bir generalimdir de, kalem memuru gibi görünüyorumdur? Belki de kim olduğumu ben bile bilmiyorumdur.