Halil Cibran ve Ermiş, alıntı üzerine alıntı yapılabilecek aforizmalarla dolu bir kitap. Eğer bu kitabı okumaya karar verdiyseniz kesinlikle yanınızda post-it, ayraç, kalem, kâğıt bulundurun derim. Çünkü ben sürekli durdum, düşündüm ve yazdım. Zaten sanırım Halil Cibran'ın özelliği bu. Yazdıklarıyla bizi düşündürebilmesi. Azıcık yazdığı yazılara ben mi çok anlam yüklüyorum yoksa o bütün bunları düşünüp mü yazmış? Doğrusu şaşıyor insan.
Kitap El Mustafa'nın 12 sene kaldığı yerden ayrılırken ki düşünceleri ve hisleriyle başlıyor. O ayrılık hissini yazar bize öyle bir geçiriyor ki, El Mustafa ile birlikte biz de ayrılıyoruz o limandan.
Limandan ayrılmadan Orphalese halkı şimdiye kadar El Mustafa'ya söylemediği sevgi cümlelerini söyleyince, El Mustafa çok duygulanır. Öyle ya insan sevdiğine sevgi cümlelerini yanındayken etmez, ayrılık vakti jeton düşer ve o zaman sevgi cümleleri kuruverir. Zaten Halil Cibran kitabında sevginin derinliğinin ancak ayrılık vakti geldiğinde anlaşılacağından bahseder.
Aslında Orphalese halkı, El Mustafa'nın gitmesini hiç istemez. Ama gitmesine de engel olamazlar. Onun bilgeliğiden son bir kez yararlanmak ve aynı zamanda veda etme amaçlı ona aşk, evlilik, özgürlük, güzellik, iyilik, kötülük, sevinç, keder gibi bir çok şeyi sorarlar. El Mustafa tüm bu soruları cevaplarken biz de sanki orada bulunan halk gibi onu dinler ve düşünürüz.
Aslında kitabı bir hikâye kitabı gibi düşünmek yerine karşımızda bilgin bir kişiyle sohbet ettiğimizi varsayabiliriz . Tıpkı Orphalese halkı gibi. Ben kendimi kitabı okurken Orphalese halkından biriymiş gibi hissettim diyebilirim. Ve bende bıraktığı duygular 'biri geldi halkı değiştirdi, içimize sevgi tohumları ekti ve gitti, şimdi de başka yerleri değiştirmeye çiçekli bahçeler oluşturmaya gidiyor' sanırım