(Dikkat spoiler !)
80 küsur sayfalık kitabın içine binlerce kitap, kitabın hikayesi ve okurların başına gelenler sığdırılmış. Okurlar, koleksiyoncular ve kaşifler dile getirilmiş. Her okurun kitaplara muamelesi farklıdır. Her okurun kendince bir kuralı bir takıntısı vardır. Kitabını ödünç vermeye korkan, verirken çizelge tutanlar gösterilmiş. Bunların yanı sıra ödünç vermekten korkmayan hatta hediye etmesini bilenler dile getirilmiş. Lisede ödünç kitap aldığım arkadaşlarımdan birisi satırların altını çizmeye, sayfalara not almaya karşıydı. Ben de onun aksine okurken çizmeyi, not almayı, post-itlerle işaret bırakmayı severdim. Aramızdaki bu zıtlık arkadaşlığımızı ve kitap dostluğumuzu hiç etkilemedi. Ne olursa olsun notlarımı başka yere de alsam ödünç kitap alıp vermekten hiç vazgeçmedim. Öyle öyle kaç defter doldurdum hatırlamıyorum.
Bu kitabı okurken her satırda "Acaba ismi neden Kâğıt Ev?" diye sordum kendime. Her on sayfada bir fikrim değişti. Kitaplar ve insanlar arasındaki bağı farklı farklı bakış açılarıyla gördüm. Bazı insanların kitapları gösteriş malzemesi olarak kullandığını "Nihayetinde, kütüphanenin boyutu önemlidir. Bedbaht bahaneler ve sahte mütevazılıklarla sergilenirler gözler önüne, serilmiş devasa bir beyin misali. Sırf ziyaretçilerinin kütüphane raflarındaki kitaplara hayran hayran bakabilmeleri için mutfakta kahve hazırlama işini kasten uzatan bir filoloji profesörü tanıdım. Mevzunun tamamlandığını düşündüğü an elinde tepsi ve yüzünde tatminkâr bir gülümseme ile girerdi salona." (s.22) satırlarında anladım. Her sayfada farklı bir konu farklı bir merak sardı beni. Mesela kitapların sınıflandırılma yöntemi. Her gün bir kitap daha eklenirken kitapları rafa nasıl yerleştirmeli, diye sormadım kendime. Kavgalı yazarları yan yana koymama fikri hiç gelmedi