Bugün muayenehanedeyken Anna Kirillovna kendimi nasıl hissettiğimi sorup, onca zamandır ilk kez suratımın asık olmadığını gördüğünü söyledi.
"Asık suratlı biri miyim yoksa ben?" "Çok," diye yanıtladı kesin bir ifadeyle ve hiç konuşma- dan durabilmeme şaşırdığını ekledi.
"Ben de böyle biriyim işte."
Ama bu doğru değil. Yaşadığım aşk macerasına kadar oldukça neşeli bir insandım.
Akıllı insanlar mutluluğun sağlığa benzediğini çok önceden fark etmiştir: Mutluyken fark etmezsiniz, ama yıllar geçtikçe, geçmişte kalan mutluluğunuza ilişkin anılar, ah, anılar...
"Şu anda fırtına gibi akıp geçtiğini anlamış olmama rağmen, geçerken birçok yönü, birçok görünümü varmış gibi, karışık ve korkutucu gelmişti. Aynaya bakıyorum da geçen yılın bıraktığı izleri görüyorum yüzümde. Gözlerim daha sert, huzursuz bakar olmuş, ağzım da daha kendinden emin ve erkeksi... Burun kemerimin üzerindeki kırışıklık sonsuza dek var olacak tıpkı anılarım gibi. Aynaya bakınca görüyorum hepsini, art arda hızla gözümün önünden geçiyorlar."
"Ölmekten korkmuyor, hayata dair her şeye acı mizahla, küçümseyen bir alaycılıkla bakıyordu. Bir ayağı çukurdaydı, ama her yönüyle hayata bağlıydı. Yaşamak ve büyük heyecanlarla titremek çılgınlığı ruhunu ele geçirmişti ve bir keresinde ifade ettiği gibi, "arasından geldiği kozmik toz içindeki küçük yerinde kıpır kıpır kıpırdanmak" arzusu- nun egemenliği altındaydı. Yeni duygular hissetmek, güçlü heyecanlar tatmak için ilaçlara başvuruyor ve bir sürü tuhaf şey yapıyordu. Bir keresinde bu kadar uzun bir sürenin ardından susuzluğunu tatmin etmenin muhteşemliğini tecrübe etmek için üç gün su içmediğini anlatmıştı Martin'e. Kimdi, neydi, Martin asla öğrenemedi. Geçmişi olmayan; geleceği önündeki mezardan, bugünüyse içindeki canhıraş hayat ateşinden ibaret bir adamdı."