Bilmek lazım ki, Tanzimat bürokrasisi iyi bir diplomasi geleneği yaratmış ve eskiyi de devam ettirmiştir. Nitekim Paris Kongresi'nin sonunda da Avrupa büyük devletler ailesine girilmiştir.
Rusya'nın savaştaki feci durumunu en güzel tarif edeni soracak olursak, topçu zabiti genç Lev Tolstoy'un Sivastopol 1853 adlı eserini okumamız gerekiyor. Bunu çariçe ve saray erkanı da okudukları zaman dehşete kapılmışlardır. Fakat Rusya'da hiçbir zümre ve Rusya'nın kendisi, kendini savaş suçlusu olarak görmedi. Orada bir Batı düşmanlığı ayyuka çıktı. "Rusya aldatılmıştır. Onu ezmek için Müslümanların başındaki Türklerle bile ittifaktan çekinmemektedirler. Rusya'nın kaderi budur" Rusya'da bu Batı düşmanı hava hâkimdir, Kırım Savaşı budur.
İkinci neticesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun maliyesini iflas ettiren bir savaştır. 20 yıl sonra moratoryum ilan edildi ve 30 yıla yakın bir süre sonra Duyun-u Umumiye kurulacaktır. Osmanlı maliyesini iflas ettiren Dolmabahçe Sarayı'nın inşası değildir, Kırım Savaşı'dır. Rusya ile yapılan savaşlar Rus maliyesini de iflasa sürüklemiştir. Nitekim Kırım Savaşı sonunda devlet Dumasının açıkça tekrarladığı şudur: "Biz Batı Avrupa'dan hem daha fakir hem daha güçsüzüz." Bu hali Rusya da anlamıştır. Avrupa da anlamıştır.
19. yüzyılın böyle çelişkileri vardır. Bizim Selimiye asker kışlası ve oradaki sözde hastane berbat vaziyetteydi. Kendisi hakkında ileri geri çok kötü şeyler de, çok menfi yorumlar da yapılmasına rağmen, Florance Nightingale, zengin bir İngiliz ailenin Floransa'da doğan kızıdır. Hiç öyle sıradan biri değildir. 19. yüzyıl için çok iyi bir kadın eğitimi vardır, Yunanca, Latince, İngilizce, Fransızcanın yanında İtalyanca da bilirdi. Maiyyetindeki hemşire takımıyla burada harikalar yarattı. Ve gerçek anlamda Selimiye Kışlası Karadeniz'in kuzeyinden nakledilen yaralıların tedavi edildiği ve ölüm oranının düştüğü bir yer oldu. Kırım Savaşı'nın ilk neticesi budur.
Zahiri, yani görünen kavga sebebi, zaten Mençikov'un da İstanbul'a gelme sebebi odur; "kiliseler sorunu"dur. Kudüs'teki Beytüllahim'deki kutsal yıldız çalınmıştır. "Bunu kim telafi edecek?" sorusuna, Katolik ve Ortodoks dünya arasındaki kavgaya cevap verdi ki haklıydı, çünkü mukaddes ülkenin, Filistin'in bekçisi oydu. Bunu Çar I. Nikola kabul edemedi, o Ortodokslar için 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan daha üstün bir protektora, yani himaye istiyordu. Bunu zaten ne Babıâli istiyor ne de Ortodokslar istiyorlardı aslında.