Mert Kurtaran, bir alıntı ekledi.
6 saat önce · Kitabı okuyor

...Bundan 160 yıl önceki Kırım Savaşı'nı saymazsak (İngilizler ve Fransızlarla müttefiktik), atalarımız Ruslara karşı son sıcak muharebeyi 304 yıl önce kazanmış (2015'e göre): Prut Savaşı. Sonraki zaman zarfında Rusya bir dünya devleti oldu biz ise "bölgesel güç" havalarında dolaşırken, çok ciddi bölgesel güçlükler içine düştük.

#Tarih Dergi 19. sayı, Kolektif (Sayfa 3 - Gürsel Göncü'nün kaleminden)#Tarih Dergi 19. sayı, Kolektif (Sayfa 3 - Gürsel Göncü'nün kaleminden)

18 Mayıs 1944
18 Mayıs, Kırım Türkleri'nin sürgün edilişlerinin 74. yıldönümü. Bilmeyenler için açıklıyorum; Stalin'in emriyle 2. Dünya Savaşı'nda Almanya saflarında yer alarak Sovyetler Birliği'ne karşı savaştıkları iddiası ve gerekçesiyle Kırım Türkleri vatanlarından sürgün edilmişlerdir. Bu sürgün sırasında on binlerce kayıp verilmiştir. Surgün sırasında hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum.
Almanya saflarında savaşa katılıp katılmama hususunda ayrılan fikirler mevcut. Kırım Türkleri "Aktoprak" adını verdikleri Türkiye'den gerekli desteği göremeyip yanlış yònlendirilince Almanlarla birlikte savaşa katılmışlar. Bütün bu dönemi birebir yaşamış ünlü Kırım Türkü Cengiz Dağcı'nın, Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam romanlarını okursanız siz de aynısını düşüneceksiniz. Haa bu savaşın en büyük kaybedeni kim derseniz, bana göre Kırımlılar derim.
Bu sürgün ile ilgili bilgilere http://www.surgun.org sitesinden ulaşabilirsiniz.
Ayrıca arama motorundan 18 Mayıs 1944 şeklinde arattığımda Ekşi Sözlük'ten altta bağlantısını paylaştığım girdiyle karşılaştım. O dönemki hükümetin bu konuyla ilgili tavrını ortaya koyması bakımından okunmaya değer bir yazı diye düşünüyorum. https://eksisozluk.com/entry/10872757

Ömer Efeoğlu, Vatan Yahut Silistre'yi inceledi.
04 May 21:30 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Kitap ilk çıktığı zamanlar adı sadece "vatan" olarak tanımlanmış fakât bazı sansürlere maruz kaldığı için "silistre" adıyla yayımlanmış. Daha sonraları ise "vatan yahut silistre" olarak yayımlanmış.

Olay, 1854 yılında Kırım Savaşı sırasında Rus ordusu tarafından kuşatılan Silistre Kalesini korumak amacıyla verilen mücadeleyi ve İslâm Bey'in etrafında gelişen olayları anlatır.

Kitabın "vatan sevgisi imandan gelir" şiarıyla kaleme alındığına şüphe yok. Bunun yanında vatan ve millet için yapılacak fedakarlıkların kutsallığı da bila şek vela şüphe düstûr edinilmiş durumdadır.

Mizancı Murad'ın Namık Kemâl'in romanı hakkında, toplum tarafından karanlıkta bırakılan ışığı karşılamalarını andıran bir tutkuyla yazılmıştır demesi de yanlış bir yaklaşım olmaz sanırım.

Hilal Özen, Korkunç Yıllar'ı inceledi.
29 Nis 15:25 · Puan vermedi

Kitabı okuyunca aklınızda kalan ilk şey esirlik oluyor. Bu kadar insanın yüreğini kabartan gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız dehşet verici bir esirlik. Yol boyunca açılan hendeklere düşen insanları kurşuna dizip onları orada bırakıp gittiklerini okumak buna şahit olan insanların psikolojilerini paylaşmak ruhumuzda bir sarsıntıya sebep olabilir. Aklınızda kalan ikinci şey ise Kırım Türklerinin yaşadığı zulüm. Topraklarının ellerinden alınması savaş sırasında ön saflarda savaşmaya zorlanmaları camilerin kiliseye dönüştürülmesini ve yaşadıkları hüznü asla unutamayacağım. Yaşanmış olayların bir anı defteri olarak kaleme alındığı bu kitap gerçekten savaşı en çarpıcı yanıyla gözler önüne seriyor. Aynı zamanda Er Ryan'ı kurtarmak isimli bir film var o filmde bir köprüyü patlatıyorlar ve ryanı kurtarıyorlardı. İşte aynı sahne bu kitapta da var. Ancak patlayan köprünün üstündekiler Rusların savaşmaya zorladığı Türkler. İkisininde yaşanmış olaylardan alınan birer eser olması ve aynı sahneye bir filmde sevinirken bu kitapta üzülmek ne tuhaf değil mi?

Vedat, bir alıntı ekledi.
09 Nis 04:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Osmanlı İmparatorluğunun göçebeleri yerleştirme, toprağa bağlama politikası uzun sürelerden bu yana sürüp geliyordu. Ve Türkmenler yerleşmelere karşı koyuyorlardı. Çünkü Türkmenler toprağa yerleşince vergi verecekler ve asker olacaklardı. Bu da onların işine gelmiyordu. Yerleşmeye karşı koyan Güney Türkmenlerine karşı Osmanlı Fırka-i Islahiyeyi gönderdi. Bu büyücek bir orduydu. Toroslardaki Kozanoğlu adındaki aşiret beyi başkanlığında bütün ova Türkmenleri birleşerek Fırkai Islahiyeye karşı koydular. Türkmenler, savaşı dağlar yerine ovada kabul edince yenildiler. Büyük bir kırım oldu. Osmanlı yenilenleri ovaya doldurup dağ yollarına karakollar kurdu...

Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Yaşar KemalYaşar Kemal Kendini Anlatıyor, Yaşar Kemal
Kitap Kurdu, bir alıntı ekledi.
 30 Mar 19:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Yezidi kırımlarını anlatırken o koskocaman hüzünlü ceren gözleri kısılıyor, kapanıyor, acı içinde çırpınıyor, sesi kısılıncaya kadar kendinden geçerek konuşuyor, sesi kısılıp çıkmaz olunca da susuyordu. "Fırat," diyordu, "Fırat, günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Fırat suyu kan akıyor baksana. Dicle," diyordu. "Dicle günlerce, aylarca insan ölüleriyle doldu da taştı. Dünyanın bütün kartalları, çöle indiler, çölde insan etine doydular." Birden yüzü ışıyıveriyor, gözlerine sevinç, sevgi doluyor, ağız dolusu gülüyor, sonra susuyor, ardından da patlarcasına konuşuyordu:
"Bunlar şeytana, güneşe, toprağa, ateşe tapıyorlarmış. O şeytan ki Allaha başkaldırmış. Kim gördü şeytanı, Allahın huzuruna kim gitti? Bir yandan bakarsan Yezidiler haklı. Vareden ve yaratan ki topraktır, güneştir, sudur, havadır. Yezidiler günde üç kere, bir sabah gün doğarken, bir kez de tam öğleyin, güneş tepedeyken, bir de gün batarken yönlerini güneşe dönerler dualarını okurlar. Yüzyıllardır bu insanlar öldürüldüler, o kadar sürgün edildiler, o kadar işkence gördüler, o kadar aşağılandılar gene de yılmadılar, tükenmediler. Şu insanoğlunda öylesine bir güç var ki tükenmiyor, çürümüyor, ölmüyor, toprak gibi, ışık gibi, su gibi. Ben Yezidi değilim, ama onların direnme güçlerini, insanlıklarını, dostluklarını seviyorum, onların dirençlerine saygı duyuyorum. Onlar adam öldürmezler. Adam öldürenler Yezidilikten çıkarılırlar. Onlar savaşı bir toplu kırım sayarlar. Savaşa katılmamak için direnirler. Yüzyıllardır kan revan içindedirler, durmadan durmadan kanları, seller gibi akmıştır. Ottan başka yiyecek bulamamışlar, ama yürekleri kararmamış, sevinçlerini yitirmemişler, hangi koşul içinde olurlarsa olsunlar, yüce dağların kovuklarında kartallar gibi yaşamışlardır."

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Yaşar Kemal (Sayfa 145 - YKY Pdf)Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, Yaşar Kemal (Sayfa 145 - YKY Pdf)
Tuncer TAMTÜRK, bir alıntı ekledi.
14 Mar 22:19 · Kitabı okuyor · Beğendi · 8/10 puan

TÜRK BUĞDAYI’NIN HİKÂYESİ ( KARSLI KAVULCA’DAN ABD’Lİ CENTURK’E)
Mennonit. Protestan bir mezhep.
Alman etnik-dini bir grup olarak da bilinir; bozuk Almanca'yla konuşurlar.
Hollanda'da doğdu, dünyaya yayıldı. Yayılmasının tek nedeni mukaddes kitap'taki bilgiyi insanlara öğretmek değildi: din baskısından da kaçtılar. Örneğin...
Ortodoks Rusların baskılarından bıktılar: 1880'den itibaren Kuzey Amerika’ya göç ettiler.
Kırım. Kars gibi bölgelerden ABD'ye giden 9 bin Mennonit. Rusya'daki arazi ve iklime benzer yerler aradılar: ve bunları Kansas ve Nebraska'da buldular.
Yanlarında altın değerinde hazineleri vardı: buğday!
Her aile yanında, birkaç kilo arasında değişen tohumluk buğday getirmişti.
Bu: kışa-kuraklığa dayanıklı, mevsim ortasında olgunlaşan, başakları tüylü, rengi kırmızı olup, tanesi kabuğundan zor ayrılan sert dokuya sahip tahıla ABD'de. “Türk buğdayı” adı verildi.
Bu; dünyanın en eski Kavılca/kabulca buğdayı idi.
ABD'de 1896-1897 kışı çok sert geçti: ve sadece Türk. Big Frame ve Currell buğdayları hayatta kalabildi.
Bu: Türk buğdayı Kavılca’'nın ABD'de tanınmasına yol açtı. Amerikalı tarım uzmanları 1902'de test edilen türler arasında Türk buğdayı/Kavılca’nın rekolte, soğuğa, genel hastalıklara karşı dayanıklı, kalite açısından en iyi tür olduğunu belirlediler.
Fakat. Bir sorun vardı; altın değerindeki Kavılca'nın yeterli tohumluk buğdayı yoktu. Bunun üzerine ABD'de. Türk buğdayı ıslah çalışmaları başladı.

ALTIN DEĞERİNDE
İlk güvenilir 1919 mahsulü ölçümlerine göre: Nebraska’da buğday ekilen alanların yüzde 83'ünde. Kansas'ta yüzde 82'sinde. Colorado'da yüzde 67'sinde. Oklahoma'da yüzde 69'unda ve Teksas't3 yüzde 34'ürıde Türk buğdayı ekildiği belirlendi.
33 eyalette ekiliydi. Bu, önemli bir rekordu.
1939'da yapılan bir araştırma: soy seleksiyonu ile Türk buğdayından elde edilen 16 yeni tür oluşturuldu. Ancak...
Nebraska’da dağıtımına başlanan 60 No'lu Nebraska. Türk buğdayı ile benzerlik göstermesine karşın daha geç olgunlaşıyordu. Keza...
Cheyenne. Türk buğdayına göre daha kısaydı ve samanı sertti. Vs.
Uzatmayayım...
Amerika'daki Nebred. Blackhull. Scout. Centurk gibi melez buğdayların soy kütüğü Türk buğdayına dayanıyordu.
Bitmedi...
Japon bilim insanları. Daruma adlı yerel buğday çeşitlerini Türk buğdayı/kavulca'yla melezleyerek yüksek verimli Norin 10 çeşidini geliştirdi.
Devreye Rockefeller Ailesi girdi. “Verimli tohum" aldatmasıyla “ari tohum ırkı" yarattırdı. Norin 10 ve Brevorile buğdayların kromozomlarıyla oynayarak laboratuvarda melezleme yaptı.
Bu hibrit buğdaylar Meksika/Sonora bölgesinde ekildi. Kimyasal gübre ve zirai ilaçlar sayesinde üretim artışı üç kat oldu!
-Sapının kısalığından dolayı- bu buğdayımsı “Cüce buğdaylar" Pakistan ve Hindistan'a da ihraç edildi: üretim rekoru kırıldı.
Dünyanın verimli tarlalarının, buğdayların kimyasal gübrelerle, zehirli ilaçlarla tanışma dönemi başladı. Tehlikenin farkında değillerdi.
Buğdayın genetiğiyle sürekli oynandı: ortaya çıkan "buğdayımsı* bir şeydi! Kavulca artık tanınmaz haldeydi...

ASIL MESELE BU
"Türk buğdayı/kavulca...
Yıllar sonra genetiği değiştirilmiş halde anayurdu/Anadolu'ya döndü!
ABD. "ihtiyaç fazlası" diye "yardım" adı altında bu buğdayımsı ürünü Türkiye'ye soktu.
Kısa zaman sonra ABD'den hibrit tohumlar geldi. Ardından...
Binlerce yıllık Anadolu'nun -neredeyse tüm- tarımsal topraklarını zamanla öldürecek: sentetik kimyasal gübreler ve bitki hastalıklarına karşı kullanılan zehirler Türkiye'ye dolduruldu. Türk köylüsü -meselenin farkında değildi- mutluydu: Amerikan patentli tohumlar, gübreler, ilaçlar ürün rekoltesini artırmıştı.
II. Dünya Savaşı bitmişti: ama savaş sanayiinin ortaya çıkardığı nitrojen bombası, nitrat gübresi; sinir gazı böcek ilacı Anadolu topraklarını zehirliyordu.
ABD bunları kullanmaya Türkiye'yi mecbur bıraktı. Başbakan Menderes'in imzaladığı 1956-57 tarım anlaşmalarına göre hangi tarımsal ürünün yetiştirileceğine ABD karar veriyordu!
ABD dayatmasına karşı çıkan "Tarhana Osmanlar" (Osman Nuri Koçtürk) gibi bilim insanları veya TÖS. DİSK gibi öğretmen-işçi örgütleri dinlenmedi.
Maalesef... ABD'ye boğazından bağlandı Türkiye!
Bugün...
Türk buğdayı/ kavulca -çağımızda hızla artan çölyak hastalığının sebebi- glüteni çok az bulundurması nedeniyle altın değerini koruyor. ("Cüce buğdayın tek sorunu glüten değil: kan şekerini de hızla yükseltiyor. Vs.)
Kavulca -bir avuç insanımızın büyük emekleri sonucu- bugün sadece Kars'ta yetiştiriliyor.

CENTURK
Rusya, 1972'de kendi stoklarını takviye etmek amacıyla ABD'den 400 milyon kilo sert kırmızı kış buğdayı satın aldı. Bu buğdayın büyük bölümü, orijinal Türk buğdayı Kavılca’dan elde edilen türlerin karışımıydı. Colorado, Illinois, Kansas, Nebraska, New Mexico, Oklahoma, South Dakota ve Texas Tarım Deney istasyonları ile ABD Tarım Bakanlığı Tarımsal Araştırma Kurumu, 1971'de Türkiye buğdayının bu ülkedeki yüzüncü yılını kutlamak amacıyla "Centurk" adlı yeni bir türünü piyasaya sürdü. ABD'nin özellikle orta batı bölgelerinde bu türün ilk üretimini anmak amacıyla kutlamalar yapılır. Türkiye'de ise, geleneksel olarak bulgur olarak tüketilen ve lahana sarması, süt çorbası yapılan Kavılca’nın tarı¬mı ne yazık ki durdu. Çünkü hasadı günümüz koşullarında çiftçiye zor geliyor, tanesi kabuğundan zor ayrılıyor, unu tek başına iyi ekmek olmuyor ve bulgur yapımı zahmetliydi. Birkaç çiftçinin ambarında yok olacağı günü bekliyordu. Ancak Kavılca’nın kaderini bir avuç insan değiştirdi. Bir grup gönüllü tarafından Kars'ta 2006'da keşfedildi. Sayısı beşi geçmeyen çiftçi ambarından, son Kavılca’ tohumlan satın alınarak toplandı. Daha fazla sayıda çiftçi bu atadan kalma çeşi¬din ekimi için ikna edildi. Toplanan tohumlar yüzer kilolar halinde dağıtıldı. Bu¬gün Kars'ta iki yüzün üzerinde çiftçi, toplam yüz tondan fazla Kavılca’ üretiyor. Kavılca’, endüstriyel buğdaylara karşı yiğit bir mücadele veriyor.
Not1: Dünyada ilk kültüre alman buğday türleri "Einkorn" ve "Emmer" buğdaylarıdır. "Einkorn" (Triticum monococcum) ve "Emmer" (Triticum dicoccum) buğdaylarına Anadolu'nun en eski yerleşimlerinden Diyarbakır Çayırönü'nde M.Ö 7 binde rastlandı. Konya Çatalhöyük, Burdur Hacılar kazılarında ekmeğin ilk kimler tarafından yapıldığını yanıtlayan bulgular bulundu. Kastamonu'nun siyezi ile birlikte Kars'ın Kavılca’sı da bu antik buğday grubu içinde yer alır. Siyez, Kavılca’ ile akraba olsa da görünüş bakımından daha çıplaktır. Bu nedenle de Karslılar, siyeze "cıbıl arpa" der. Kavılca’, siyezin daha çatallısı anlamında "çatal siy ez" adını da alır.

Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 33 - kırmızıkedi)Saklı Seçilmişler, Soner Yalçın (Sayfa 33 - kırmızıkedi)
Şükrü Bayar, Korkunç Yıllar'ı inceledi.
06 Mar 16:25 · Kitabı okudu · 2 günde

Sadık Turan isimli Kırım Türk'ünün ikinci dünya savaşı sırasında başından geçen olaylar anlatılmaktadır. Yazarın dili , üslubu ve anıların ilginçliği eseri biraz daha akıcı kılıyor. Olay örgüsü güzel, aynı zamanda olayın geçtiği dönem itibariyle de merak uyandıran bir eser. Eserde sadece olay örgüsü değil duygular da güzel yansıtılmış. Okumanızı tavsiye ederim.

Seher Şahin, bir alıntı ekledi.
01 Mar 11:34 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Vahdettin,24 Kasım 1918'de The Daily Mail muhabiri G.Ward Price'a verdiği bir mülakatta şunları söyledi:''İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Savaşı'nda İngilizlerin müttefiki olan babam Sultan Abdülmecit'ten miras aldım.Şimdi bu sebepten memleketim ile İngiltere arasında öteden beri mevcut dostane ilişkileri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağım.''

Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri, Sinan Meydan (Sayfa 171)Yüzyılın Kitabı-Yüzyılın Lideri, Sinan Meydan (Sayfa 171)