• Florence Nightingale

    Florence Nightingale (/ˈflɒrəns ˈnaɪtᵻŋɡeɪl/; 12 Mayıs 1820 – 13 Ağustos 1910), İngiliz sosyal reformcu, istatistikçi ve hemşire. Modern hemşireliğin kurucusudur. Kırım Savaşı sırasında eğitim alan hemşirelerin yöneticisi olarak öne çıkmış, savaşta yaralanan askerlerin tedavi ve bakımlarını yapmıştır. Hemşireliğe son derece olumlu bir itibar kazandırmış ve Viktorya kültüründe bir ikon olmuştur. Özellikle gece gündüz demeden yaralı askerlere baktığı için kendisine "Lambalı Kadın" denmiştir.

    Son günlerde bazı yorumcular Nightingale'in Kırım Savaşı'ndaki başarılarının medya tarafından abartıldığını, halkın bir kahramana olan ihtiyacının karşılandığını iddia etmiştir. Bununla birlikte, eleştirmenler Nightingale'in başarılarının profesyonelleştirici hemşirelik rollerini belirleyici nitelikte olduğunu kabul etmiştir. 1860 yılında Nightingale, Londra'da St Thomas' Hospital'da kendi hemşirelik okulunun kurulmasıyla profesyonel hemşirelik vakfının temellerini atmıştır. Dünyada ilk modern sivil hemşire okulu olmuştur ve şu anda King's College London'ın parçasıdır. Yeni hemşireler tarafından alınan Nightingale Andı ile adı onurlandırılmıştır. Doğum günü her yıl "Uluslararası Hemşireleri Günü" olarak kutlanmaktadır. Sosyal reformları İngiliz toplumunun tüm kesimlerine yönelik sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, Hindistan'daki açlık yardımını savunmak, kadınlara aşırı sert olarak gördüğü fuhuş yasalarını ortadan kaldırma ve kadınların iş gücüne katılımını kabul ettirme şekillerini genişletme çalışmaları olmuştur.

    Nightingale çok yönlü bir yazardır. Yaşamı boyunca yayınlanan eserlerinin çoğu yayılan tıbbi bilgilerle ilgili olmuştur. Yazınsal becerileri kötü olanlar tarafından kolayca anlaşılabilecek basit İngilizce ile yazılmıştır. Ayrıca istatistiksel verilerin grafiksel sunumunu halka sevdirmeye yardımcı olmuştur. Din ve mistisizm üzerine yoğunlaşmış çalışmaları sadece ölümünden sonra yayımlanmıştır.

    1907'de Londra'daki Kızılhaç Toplulukları Sekizinci Uluslararası Konferansı'nda, toplanan delegeler, hemşirelik alanındaki seçkinlere verilecek bir Uluslararası Uluslararası "Florence Nightingale Madalyası" hazırlamaya karar verdiler. Daha sonra, Florence Nightingale Madalyası 1912'de Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından kuruldu. Bir hemşirelere verilen en yüksek uluslararası ödüldür, hemşirelere veya hemşire yardımcılara "yaralılara, hasta veya özürlülere olağanüstü cesaret veya bir çatışma ve felaketin sivil kurbanlarına olan yardımlar"a göre verilir.
  • Osmanlılar için bu acı tadı bir zaferdi çünkü kendi topraklarını korumak için Hristiyan askerlerinin yardımına muhtaç kalmıştı. Hem minnettarlığını göstermek hem de Batıyı olabildiğince uzak tutabilmek için Abdülmecit, Islahat olarak bilinen reformlara girişerek idareyi merkezileştirdi, dinine bakılmaksızın tüm azınlıklara eşit haklar tanıdı ve Avrupalılara önceden düşünülmeyen her türden özgürlüğü tanıdı. Selahaddin medresesine çevrilmiş Haçlı kilisesi olan Aziz Anne Kilisesi'ni III. Napoleon'a verdi. Mart 1855'te B rabant Dükü, Geleceğin Belçika kralı ve Kongo'nun sömürücüsü il. Leopold, Tapınak Dağı'nı ziyaret etmesine izin verilen ilk Avrupalı oldu. Muhafızları -Darfur' dan gelen lobut taşıyan Sudanlılar- kafirlere saldırabilirler korkusuyla odalarına kilitlendiler. Haziran' da Habsburg İmparatorluğu'nun varisi -ve akıbeti kötü olan müstakbel Meksika İmparatoru - Arşidük Maximillan sancak gemisi ve maiyetiyle birlikte geldi. Avrupalılar Kudüs'te çok büyük binalar inşa etmeye başladılar. Osmanlı devlet adamları rahatsız olup Müslümanlar tepki göstermeye başlasa da Kırım Savaşı'ndan sonra Batı, Kudüs'ü
    terk etmeyecek kadar fazla yatırım yapmaya başlamıştı.
  • "Alman üniformasıyla Türkistan için..."

    Korkunç Yıllar'ın Alman esiri Sadık Turan, Alman ordusunun Türkistan taburunda bir Başçavuş şimdi.
    "Bitti esirlik yılları bitti artık..."

    Rusya'ya karşı Alman orduları savaşı kazanmak için durmadan ilerler. Türk esirlerden pek çoğunu da 'Türkistan' ın bağımsızlığı' diyerek ordularına dahil ederler. Her birinin sırtında Alman üniformaları bağımsızlık için savaşırlar, Rusya' nın baskısı, zulmü ve sürgünlerini artık bitirmek için...
    Sadık Turan'ın, sırtında taşıdığı Alman üniforması, bazen övünç bazen utanç kaynağı. Türkistan'ı, Kırım'ı Kızıltaşı, köyünü, ailesini, bağımsızlığı, Türk bağımsızlığını düşününce sadece kendi değil diğer tüm Türk esirler için övünç kaynağı.
    Diğer yandan Almanların yaptıklarını da göz önünde tutunca, esirlere nasıl davrandıklarını, gözlerini kırpmadan toplu mezarlara tek kurşunla doldurduklarını, utanç kaynağı...

    Savaş biter kaybeden ise Almanlar, Sadık Turan kaçar ordudan yakınlarındansa kimse kalmamıştır orduda. Polonyalı bir köylü ve kendini çok seven Marya ile Rus ordularının arasından geçmek zorundadır, başarırda bunu zorlu bir süreç olsa da.
    Şimdiyse,
    "Bitti. Esirlik yılları bitti. Ömrümde ilk defa hür hissediyorum kendimi. Hür insanların yaşadığı topraklardayım" demenin tam zamanı fakat ne yazık ki o topraklar kendi toprağı değil...


    Bir Cengiz Dağcı kitabı daha kesinlikle okunması gereken.
  • Ağustos 2018 "okuma odülümü"
    TUNA NEHRI AKMAM DIYOR'a verdim
    Adını yazarken bile türküsünün kulağımda keyifle yankılandığını da itiraf ediyorum :)

    Plevne savunmasının karşı tarafı Ruslar olmasaydı okuma listemde olurmuydu ?
    Sanmıyorum...

    Böylece bu güzel anlatımlı tarih hikayesini ıskalardım ve böyle bir kitabı okumuş olmaktan mahrum kalırdım ne yazıkki ..

    Sizlerin de listelerinizde olmadığı gibi. .
    Sizin de Iskaladıģınız gibi :)

    SPOILER #

    1877_78 Osmanlı _Rus savaşı "yenilgiye rağmen "Türklerin zaferi" olarak tarihe geçmiş ... "93 Harbi " olarak da adlandırılan Anadolu/Kafkaslar ile Balkanları kapsayan bu savaşı zaman zaman duymuş ama bir türlü vakit ayırıp üzerine okuma yapmamıştım (bu da benim ayıbım olsun) .. Rusların boğazları ele geçirme ve akdenize inebilmek sevdası bu gün dahi bitmiş değildir sanırım :)
    Hitler in bile "Pera Palas' da üs kurup boğaza nazır avrupa yı işgal hayallerine ek olarak Putinin gündüz düşlerine müdahil olmak ..bir göz atmak isterdim doğrusu
    1711 Prut
    1853 Kırım savaşı da "okunacak! " olarak isaretlenmistir :)

    PLEVNE ! PLEVNE! nerede bu Plevne :)
    nidasıyla başlayan kitap şöyle der ..
    "Kötü kokan ,küçük ,ruhsuz bir Bulgar kasabasıydı"

    Bir anda dünyanın gözünün bu minik kasabaya cevrilmesinin sebebi gün be gün kuşatma hikayelerinin insanların kahvaltı sofralarına dahil edilmesidir ..

    "Sıcak haber" efsanesi belkide ilk kez bu savaşta başlıyor ..bir çok gazete muhabiri ve ressam savaşı iki cephedende dünyaya duyuruyorlar ...hem de ne şartlar altında .. asıl "kahramanlar " onlar demekten alamıyor insan kendini ..

    Archibald Forbes/Daily News_Rus cephesi
    MacGahan / Daily News _Rus cephesi
    F.Villiers /the Graphic_Rus cephesi
    Brackenburry /the Times _Rus ceohesi
    james Dow/ Daily Telegraph _Türk cephesi
    Mr. Suter Daily Telegraph _Türk cephesi
    Herr Winter /Viyana Tagbalatt _Türk cephesi
    J.Ananian/the Graphic _Türk cephesi

    Bu adamların savaşa dahil olmak ,haber atlatmak ,en hızlı olmak adına verdikleri "savaşı " okuyun derim:) o kadar güzel diyaloglar ve hikayeler varki ..yepyeni bir kapı aralıyor size "Savaş muhabirliği tarihi" adına ..

    Kitaptaki en hayran olduğum karakter Osman Paşa diyeceğim sanıyorsunuz ama değil :))
    Mihail Dimitriyevic Skobelev :)
    Rütbelerini kılıcının hakkıyla kazanmış bir adam ..
    Her zaman en önde çarpışan "Ak paşa " :)

    Şöyle bir anlatı okumak istemezmisiniz ?:)

    "Bu savaşın kazanılması ve Plevnenin alınması gerekiyordu ..Rus kasaba ve köylerinden silah altına alınan takviye kuvvetler Bulgaristan'a doğru yola çıktılar ..Simbirsk kasabasında küçük bir çocuk ,bir ilkokul müfettişinin oğlu doğum günü olan 22 Ağustos 'da savaşa giden askerleri seyrediyordu ..yıllar sonra Lenin adıyla tanınacak Vladimir Iliç Uryanov o gün yedi yaşına basmıştı "

    Tarihsel gerçeklik yanında edebi anlatı..
    Isimler ,sayılar ,taktikler , resimler insanın başını döndüren ,kalbini hızlandıran hücumlar ,toplar 'salvolar,atlar,kılıçlar, siperler ,haritalar 'tabyalar ,generaller ,paşalar, Başıbozuklar:)
    https://i.hizliresim.com/nlam7g.jpg
    Insan bir kitaptan daha NE ister .. :)

    Kuşatmaya özelikle anlatamıyorum ki ..
    Merak edip OKUYUN ..

    Osman Paşa 'ya Talat Paşa 'ya ne oldu ?
    Efsunlu Ak paşam neresinden kurşun yedi de "Ah .. dedi ..
    Plevnede kalan yaralılar ..
    Alınan esir'lerin akıbeti ne ???

    Dip not :)

    "Skobelevin "gece taaruzu' peyyyy bende ardında kırk metre siperden sipere gitmez idiysem ne olayım :))



    "Savaşan savaşı görmez" derler..
    Savaşı bize taşıyan, savaşa sokulacak cesareti olan bu gazeteciler destanını "okuyun" "okuyun""okuyun" :)
  • Günlük hayatta orda burda duyduğumuz önemli olayların kısa tarihi. Benim çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Tavsiye ederim.
    Uzun bir açıklama yazmıştım. Silindi. Nasip.
    Kitap tanıtımından içeriğini yapıştırıyorum;
    1 Mayıs 1977, 5 Nisan Kararları, 6-7 Eylül Olayları, 6 Gün Savaşları, 11 Eylül, 12 Eylül Darbesi, 12 Mart Muhtırası, 24 Ocak Kararları, 28 Şubat, 150'liklerin Sürgünü, 1957 Suriye Krizi, 1958 Berlin Buhranı, Adnan Menderes'in Uçağı Düştü, Anadolu Parsı, Bab-ı Ali Baskını, Bağdat Paktı, Batı Trakya Türk Devleti, Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey'in İdamı, Bozkurt-Lotus Davası, Cengiz Topel Olayı, D8 (Developed 8 Country), Dörtlerin Dönüşü, Dörtlü Takrir, Ecevit-İnönü Mücadelesi, Ekrem König Davası, Enver Paşa'nın Ölümü, EOKA Olayı, Gece Yarısı Ekspresi, Haşhaş Krizi, Hatay'ın Bağımsızlığı, Hicaz Demiryolu, Hocalı Katliamı, İndependenta Faciası, İran-Irak Savaşı, İran İslam Devrimi, İsrail Devleti'nin Kuruluşu, Kâbe Baskını, Kırım Türklerinin Sürgünü, Kitapçık Krizi, Kore Savaşı, Kosova'da Nato Harekâtı, Körfez Savaşı, Kuzey Yıldızı, Küba Krizi, Madımak Olayı, Marshall Yardımı, MC İktidarı Devrildi (Güneş Motel Olayı), Mısır'da İhvan Hareketi, Missouri Zırhlısının Türkiye Ziyareti, Naim Süleymanoğlu'nun Türkiye'ye Kaçışı, Nihat Erim Suikastı, Orly Katliamı, Özal Suikasti, Özgürlük Heykeli, Papa Suikasti, Refah Vapuru Faciası, Sadabad Paktı, Saddam'ın Devrilmesi ve Irak, Sovyetlerin Afganistan'ı İşgali, Srebrenica Katliamı, Struma Faciası, Sultan Galiyev, Suriye'de Hafız Esad Darbesi, Süveyş Krizi, Talat Paşa'nın Öldürülmesi, Türkçe Ezan, Türkiye Komünist Fırkası ve Mustafa Suphi, Türkiye'ye Silah Ambargosu, U-2 Olayı, Üsküdar Vapuru Faciası, Vecihi Hürkuş, Vietnam Savaşı…

    Tarihimizin dönüm noktalarının anlatıldığı bu kitapta merak ettiğiniz birçok sorunun cevabını bulabileceksiniz.
  • "CENGİZ DAĞCI VE BADEM DALINA ASILI BEBEKLER"

    Cengiz Dağcı, Atamızın, yurdumuzun kurtuluşu için ilk adımı Samsun'a attığı yıl Kırım'ın Yalta şehrinin köyünde doğmuş. Kendisi daha okul yıllarındayken 2. Dünya Savaşı çıkmış. Bir ömrü kıtlıkla, yoksuluklukla, Rus baskısıyla, zulmüyle geçmiş. Savaşa katılmış ve Almanlara esir düşmüş. (Korkunç Yıllar kitabında esirlik günlerini tüm açıklığıyla anlatır) Almanlar yenilince müttefik devletler safına sığınmış ve Londra'ya yerleşmiş. Burada da bir yandan yazmak bir yandan ağır işlerde çalışmak zorunda kalmış.

    Cengiz Dağcı tüm kitaplarını Türkçe olarak yazmıştır. "Türkçe bana anamın konuştuğu dildir." demiş ne güzel demiş...
    Yaşar Nabi'yle mektupla tanışmış ve yazdıklarını posta yoluyla göndermiş buralara.

    ...

    Buraya kadar yazdıklarım yazarı her merak edenin kolaylıkla her yerde bulabileceği bilgiler, bundan sonrası benim yazarla tanışma hikayem, hayatının ve kitaplarının bende bıraktığı etkiyle ilgili. :)

    Yazar;

    Cengiz Dağcı'yla, lise yıllarımın 10. Sınıfını 11. Sınıfa bağlayan yaz tatilinde tanıştım. Okulun son günlerinde yazın okumak için kütüphaneden kitap arıyorum. Ergenliğin verdiği asilikle en farklı kitapları kimsenin okumadıklarını okumak istiyorum. (iyi ki öyle olmuş :)) Kütüphane de üç tane Cengiz Dağcı buldum kitaplar kalın ve saman yaprak oldukça okunası geldi gözüme, sınırlı sayıda kitap alabildiğimiz için de sadece birini alabildim.
    Okul bitti yaz geldi açtım kitabı okuyorum öyle etkilendim ki başından kalkmadan bitirdim desem yeri şimdi. :) Kalan iki kitabını almadığım için öylesine pişman oldum.
    Yaz bitti yeniden okullar açıldı hemen ilk okuduğum kitap diğer iki kitabı oldu kütüphanede bulunan. Okumaya karar verdiğim kitapları yazdığım bir not defterime tüm kitaplarının adını yazmışım. (Ve daha bi sürü kitap, çoğunu hâlâ okumadım :( )

    Gel zaman git zaman üniversiteli olduk her kitaba kolaylıkla ulaşıp istediğimiz zaman okuyabilir hale geldik. Gördüğüm Dağcı yı alıp okudum ve en sonunda bir kitap fuarında set halinde tüm kitaplarını aldım...

    Böyle oldu işte Cengiz Dağcı'yı tanımam. :) :)


    Kitapları;

    O Topraklar Bizimdi
    Okuduğum ilk Cengiz Dağcı kitabı, (kütüphaneden yaz için aldığım kitabı) beni en etkileyeni tüm kitaplarını okuyacağıma karar verdireni..
    Kırım'ı, savaş yıllarını, zorlukları, baskıları Alimcan ve Selim'le yaşadım. Hem bir çocuğun gözünden hem de bir yetişkinin nazarından.

    Onlar da İnsandı
    O Topraklar Bizimdi kitabının başı gibi gördüğüm olayları birbirine bağladıkça daha da anlamlı hale getirdiğim ikinci Cengiz Dağcı kitabım. Alimcan benim gözümde Onlar Da İnsandı'da doğdu annesi onu Selim' e bu kitap da verdi ve O Topraklar Bizimdi'ye gitti Selim ve Alimcan...
    Bu gerçekten böyle mi bilmiyorum, aklımın bir oyunu da olabilir bana. :)

    Genç Temuçin
    Cengiz Han'ı anlattığı doyumsuz bir roman fikrimce. Moğol geleneklerini, Cengiz Han'ın doğumunu yaşadıklarını en güzel biçimde anlatmış.

    İhtiyar Savaşçı
    İhtiyar Savaşçı ve Melek Hanım... Bu iki insanla Cengiz Dağcı'da bugünün Kızıltaş' ına, Gurzuf'una Kırım'ına gidiyor. Yazdıkça yaşamış sanki... (Yansımalar 3 de bahseder bundan)

    Korkunç Yıllar
    Cengiz Dağcı'nın yazdığı ilk, benimse okuduğum 5. Kitabı. Savaşın her zorluğunu, esirliğin tüm gerçeklerini her sayfasında hissede hissede okuduğum tam bir efsane! Yazdığı tüm kitaplarda görüyorum kendini ama bu kitabında ayrı gördüm Dağcı' yı. Çünküleyim kendi de esirdi Almanlara savaş yıllarında birebir gerçeklik yükleyebiliyorum bu yüzden kitaba.

    Ve
    Badem Dalına Asılı Bebekler
    Geçen günlerde okuduğum 6. Dağcı kitabım...

    Küçük bir Hâluk' un ağzından çevresi, yaşadığı yer ve Sürgün'ün etkileri. Kızıl ordu, yeşil üniformalarıyla bazı günler gelirler köylere...
    'Onlar bizim canımızı istiyorlar'
    dediler ve aldılar da canları olarak gördükleri topraklardan ayırdılar onları... Devrim Düşmanı olanları mezarlarına bile koymadılar uzak bir yerlere gömdüler... Badem Ağacını kestiler evlere el koydular ve Hâluk'un tüm sevdikleri tek tek gitti... Sevgil, Halide, annesi, babası, Mansur ve Çömez...

    Sen hâlâ o mezarlık duvarının dibinde Sevgil'i bekle Hâluk gelecek o, Halide "unutmayacağım seni" dedi unutmayacak ama beklemez belki umudunu kaybetme... Badem ağacı filizlendi kocaman oldu, bu sefer dallarına salıncaklar kur özgürce havalara uç, bebekler asılmasın dallarına, amcan asmasın kendini onun dallarına, evinizin badanasız odasını istediğin tümm renklere boya... Baban geleceğim dedi gelecek, dokuz parmaklı adamın sayamadığı onuncu kişi baban değil... Sevdiklerinden biri değil...

    ...

    Okuyacağım tüm kitaplarını, çünkü okunmaya gerçekten değer kitaplar, hepsinde bir koca geçmiş var!
    Canlar sizlerinde okumasını can-ı gönülden istiyorum Cengiz Dağcı kitaplarını...

    Kitapla kalın hep iyi kalın...
  • Efsunlu olduğuna inanılan Mahmudiye Kalyonu, 2. Abdülhamit döneminde kaynak sıkıntısına düşen hükümet tarafından memur maaşlarını karşılamak için parçalanıp müteahhitlere satılmıştı

    İlahi güçler tarafından korunduğuna inanılan, adeta bir ’Hayalet gemi’misyonu taşıyan Mahmudiye Kalyonu, 1829 yılında Mühendis Mehmet Efendi ve Mehmet Kalfa tarafından İstanbul Tersanesi’nde inşa edilerek denize indirilmişti. Kamyonun uzunluğu 188, genişliği 68, yüksekliği 8.5 metreydi. O zaman bu büyüklükte bir gemi dünyada yoktu. Mahmudiye 128 topu ile dev bir savaş makinesiydi. Mürettebat sayısı ise muazzamdı. 1280 mürettebatıyla, 2 yıl önce 57 gemisi batırılan ve büyük darbe alan Donanma’ya büyük güç katmıştı.

    İngilizler, 1805 yılında meşhur deniz savaşı Trafalgar Savaşı’na katılan Amiral gemisi Victory’yi bugün bile müze olarak kullanırken, ondan 25 yaş daha genç, döneminde dünyanın en büyük savaş gemisi Mahmudiye Kalyonu’nun sonu ise bize yakışır! şekilde olmuştu. İlahi güçlerden yardım aldığı söylentileriyle halkın sevgilisi olan Mahmudiye, 2. Abdülhamit döneminde kaynak sıkıntısına düşen hükümet tarafından memur maaşlarını karşılamak için parçalanıp müteahhitlere satılmıştı.

    Büyük şaşkınlık

    Mahmudiye Kalyonu, özellikle İstanbul’a gelişinde halk tarafından büyük bir hayranlıkla izlenirdi. Dünyanın en büyük gemisine duyulan hayranlık, zamanla insanüstü varlıkların yardım ettiği bir efsaneye dönüştü. Mahmudiye, Patrona Ahmet Paşa kumandasında Kırım Savaşı’na ve Sivastopol’un bombalanmasına da katıldı. Mahmudiye Kalyonu’nun halk arasında gizli güçlere sahip olduğuna inanılması da bu dönemlere rastladı. Halk arasındaki rivayetlere göre, Kırım Harbi ilan edildiğinde Haliç’te demirli olan Mahmudiye, aşka gelerek kendi kendine demirlerini koparıp köprülere doğru yol almıştı. Yine Sivastapol bombalanırken, kendiliğinden bir iskele bir sancağa döner ve her iki taraf toplarıyla kaleyi dövdüğü de anlatılırdı. Kırım savaşına katılan Ali Dayı’nın anlattığına göre, bir gece subaylar ve askerler uyurken, gaipten gelen bir emirle kimsenin haberi olmadan Mahmudiye savaş hattına varmış, sabah uyandıklarında kendilerini savaşın ortasında bulan mürettebat ile Ruslar büyük bir şaşkınlık yaşamışlar, fırsattan istifade eden Türkler Sivastopol’u bu şekilde fethetmişlerdi. Günden güne artan hikayeler bu gemiyi bir efsane haline getirmişti. Halk, mübarek gecelerde ak sakallı, sarıklı birtakım insanların, geminin güvertesinde saf tutup namaz kıldıklarını bile görüyordu. Kırım muharebesine Barbaros Hayrettin Bayrağı’nın bir eşi takılarak katılan Mahmudiye’ye düşman donanmasından atılan güllelerin hiçbirinin isabet etmemesi, bu rivayetlerin artarak devam etmesine neden oldu.