Cengiz Dağcı okumaya başladığımda hakkında hiçbir şey bilmiyordum. 1998 yılının yaz aylarıydı ve Yoldaşlar’ı alıp okumuştum. Sonra büyük bir hızla devam ettim onu okumaya. Üniversite yıllarımdı. 2000’in yazında mezun oldum üniversiteden ve öğretmenliğe başladım. Şu an elimde duran Regina adlı kitabın üzerine yazdığım tarihe bakıyorum, 26 Aralık 2000 yazıyor. Gencecik, hayata umutla bakan, idealist bir öğretmendim o sıralar. Kitabı okuduğum zamanı çok net hatırlıyorum. Samsun’dan, çalıştığım başka bir ilin ilçesine giden otobüsteydim. Yaklaşık 3 saat sürecek olan yolculuğumda okumuştum bunu…
Aradan yıllar geçmiş… Zaman değişti, ben değiştim, çok şey değişti lakin Cengiz Dağcı’ya olan sevgim ve hayranlığım baki kaldı. Hatta daha arttı.
Şimdi tekrar okudum Regina’yı. Çok sevdiğim Cengiz Dağcı, bu kitabı yazdığında sevgili eşi Regina, vefat edeli bir yıl kadar olmuştu. Şimdi ise Cengiz Dağcı da yok aramızda.
Bu kitabın etkisi, Dağcı’nın hayatını bilmekten geçiyor. Çünkü henüz yirmili yaşlarının başında vatanı Kırım’dan kopmak zorunda kalan, İkinci Dünya Savaşı’nda esareti de cepheyi de gören ve nihayetinde savaş sırasında tanıştığı Polonyalı eşi Regina Kleszko ile birlikte İngiltere’ye mülteci olarak giden bir Kırım Türküydü Dağcı.
Regina’da bize eşini anlatıyor. Daha doğrusu “biz beraber geçtik bu yolu” dediği ve çok sevdiği eşini kaybedişinin ardından yazdığı notlar var. Sade bir hayat, mütevazı iki aşık ama çok büyük bir aşk var orada.
Dağcı’nın bazı satırları yüreğimize kurşun gibi değiyor; yakıyor, etkiliyor, hayran bırakıyor. Regina Kleszko, Dağcı’dan birkaç yaş büyüktü. 1999’un başlarında vefat etmiş. Dağcı, onun ardından 12 yıl daha yaşadı. Ama eksik ve yaralı yaşadı. Yazamadı bile…
Acılı, kültürlü ve mütevazı iki genç aşık olan bu çift, yıllar içerisinde çok