Mehmed Ali Paşa'nın Mısır'da yaptığı en önemli şey kurduğu ordunun silah ve mühimmatı için sanayileşmeyi başlatmasıdır. Mısır onun sayesinde askeri donatmaya yönelik ve pamuk ziraatını tesbit eden tekstil sanayisini kurar. Tophane kurulması, tüfek imalatı ve gemi imalatına başlayan tersane yapımı onun dönemindedir. ... Bir diğer önemli atılım da bilhassa tıb ve mühendislik dalında Avrupa'ya öğrenci göndermek olmuştur.
Bir kere II. Mahmud'dan daha önde gitmektedir. Vekâyi-i Mısrıyye, Takvim-i Vekayi'den daha önde gider. Ordudaki ıslahat, tabii ki Türkiye'de yeniçeriliğin kaldırılması, yeniden modern ordunun kurulması kadar zor olmamıştır. Ama onun kadar mükemmel de bitmemiştir. Uzun askeri ıslahat, Türkiye'de askeri mükemmel şekilde hazırladığı gibi Avrupa ordularının yanında, üstelik kurmay sistemine de diğer büyük devletler gibi erkenden geçme imkânı yaratmıştır. İkincisi, II. Mahmud'un Türkiyesi'nin aksine Mehmed Ali devletle işbirliğine, daha doğrusu demokratik bir işbirliği değil, bir angarya alışkanlığına sahip bir milletin başındadır. Daha firavunlardan beri, Şinasi Altundağ hocanın dediği gibi Nil'in taşkınını veya akışını ve arazinin bundan istifadesini düzenleyecek cetveller, kanallar yapılmaktadır.
Mısır ülkesi ancak ve ancak geniş kitlelerin angaryaya koşulması ve devletin iktisadi, zirai hayatı yürütmesiyle mümkün olur. Mısır bu haliyle imparatorluklar kurmuştur. Kendi imparatorluğundan sonra oraya gelen Asurilere, İranlılara da birçok şey öğretmiştir. Ama en önemlisi Helenistik krallığa Ptolemaios'a, İskender'in kendine ve Romalılara. Roma, Mısır'ı görüp bu sistemi tanıyıp vergilendirmeyi ve iaşeyi nakletmeyi öğrendikten sonradır ki, gerçek bir maliyeye, devlet maliyesine sahip olmuştur. Dolayısıyla Julius Caesar'ın Mısır'ı fethetmesi Roma adına çok önemli bir olaydır.
Napolyon Mısır'a, Müslümanlığa da hürmet eden ve Müslümanlara da yönetici olmayı hedefleyen tavrı ve türbanlı üniforması ve görünüşüyle bu hedefini ortaya koyan bir hükümdar olarak girdi. Mısır uleması kendisine beklenmeyecek derecede iltifat etti. Ve girişi çok önemli oldu. Bu ileride Mehmed Ali Paşa'nın benzer politikaları çok daha ustalıkla götürmesi ve Suriye'ye girişinde çok candan karşılanışı ile bir arada düşünülebilir.
Napolyon bu derin stratejisi, bütün milletleri toplayan ordusuyla gerçekten bir Roma sezarı gibiydi. Fransızlar bu ordunun içinde bir elemandı. Mareşallerin, büyük komutanların hepsi Fransızdı. Fakat askerleri de düşününüz. Başka yerde işe yaramayan İtalyan askerler onun sayesinde bu orduda çok iyi dövüşen dayanıklı askerler haline geldiler. Birbirleriyle alakası olmayan Almanlar, Fransız ordusunda istihdam edildikleri ölçüde yeni Avrupa'nın fikirleriyle tanıştılar.
Müteakib yıl Akka'ya saldırdı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Suriye bölgelerine. Cezzar Ahmet Paşa kendisini durdurdu. Ispanya kayalıklarına çarpacak gemisinden evvel bu deneme belki Bonapart'ın ilk talihsizliğiydi. Fransızlar Mısır'dan Abukır mağlubiyetle birlikte çekildiler fakat bu onun yolunu kesmedi. General Bonapart kuvvetliydi ve Fransa'ya hâkim oldu. Directoire idaresi Napolyon'u Jacobin darbesine karşı iktidara getirdi. 2 Aralık 1804'te Fransız imparatorluk tacı giydi. İlk defa bir unvan kullanılıyordu. Fransa'nın değil, Fransızların imparatoru. Bu bir vatandaş toplumudur. Müteakiben bunu Belçika da Belçikalıların kralı unvanıyla izledi. Yunanistan kullanmaya kalktı, bu bir irrédentiste (yayılmacı milliyetçilik) eğilimdi, biz müsaade etmedik. Yunanistan kralı olabilir fakat Yunanlıların kralı olamaz, çünkü Helen nüfusun yarısından çoğu henüz Osmanlı tebaasıydı.