Bizans devrinden kalma pek çok yapı harabesinin sağlam sütunları ve diğer parçaları da inşaatta devşirme malzeme olarak yer almıştır... bu hareket tarzının en temel nedeni, İstanbul'un eski devirlerden beri inşaat malzemesi konusunda ciddi sıkıntı çekmesidir. Nitekim daha Bizans zamanından itibaren yıkılan ya da işlevini yitiren pek çok yapı malzemesi, yeni yapılan eserlerde kullanılıyordu. Örneğin İmparator Valens'in bugün Saraçhane'de, Bozdoğan Kemerleri dediğimiz yapıda, antik Kadıköy Şehri'nin yıktırılan surlarından elde edilen malzemeyi kullandığı rivayet olunur.
İbrahim Paşa'nın, Sultanahmet Meydanı'nın dikilitaşlarla birlikte en önemli öğesi olan ve kendi adıyla anılan sarayı 1521'den sonra inşa ettirilmiştir. Bu yapı, ilerleyen yıllarda İstanbul şenliklerinin en vazgeçilmez mekânlarından biri olmuştur. Nitekim İbrahim Paşa, 1524'te bu sarayda yapılan bir düğünle evlenirken, Kanuni'nin şehzadeleri için de 1530'da yine bu sarayda sünnet düğünü tertip edilecektir. Hatta bu düğünde İbrahim Paşa, Kanuni'ye hoşça bir latife de yapar. Kanuni, sünnet düğünü sırasında sadrazamına "Söyle bakalım Paşa, senin düğünün mü daha muhteşemdi yoksa benimki mi?" diye sorar. Sadrazamından da "Hiç şüphe yok benimki sultanım" cevabını alınca bozulur. İbrahim Paşa ise şu ifadelerle sultanın yüzünün yeniden aydınlanmasına neden olur; "Benim düğünüm daha muhteşem, zira o düğünde zamanın Süleyman'ı, cihanın efendisi bir konuk vardı, siz ise böyle bir konuktan mahrumsunuz". Ancak Paşa'nın tatlı dili, ileride boynunu celladın ilmiğinden kurtaramayacaktır.
Mihrimah'ın nüfuzu, annesi Hürrem'in 1558'deki ölümünden sonra daha da artar. İki öz kardeşi Bayezid ve Selim arasındaki mücadelede önce Bayezid'i destekler, ancak sonradan Selim'i desteklemesi iktidar mücadelesinin düğümünün Selim lehine çözülme sürecini hızlandırır. Her ne kadar babasının ölümüyle Bayezid Camii karşısına denk düşen Eski Saray'a taşınmak durumunda kalsa da, kardeşi II. Selim ve yeğeni III. Murat zamanlarında önce sultanın hemşiresi sonra da büyük hala olarak saygınlığını korumayı bilir. Yine hanedandan hiçbir prensese nasip olamayacak şekilde, Mimar Sinan'a, biri Üsküdar'da iki minareli ve diğeri de Edirnekapı'da tek minareli olmak üzere iki cami ve bunların etrafına da bir külliye tesis ettirir.
II. Bayezid bilindiği üzere tahtını ölüm nedeniyle değil, oğlu Trabzon sancakbeyi Selim'in girişimleri neticesinde kaybeder. Selim, babasının en büyük oğlu olan Amasya sancakbeyi Ahmet'i veliaht ilan etmesi ve doğuda beliren Safevi tehdidi karşısında da pasif kalması üzerine isyan ederek II. Bayezid'in üzerine yürümüştür. Her ne kadar şehzade Selim, Çorlu yakınlarında yapılan savaşı kaybetmiş olsa da, kapıkullarının desteği ile tahta çıkmıştır.
II. Bayezid, depremin durulmasından hemen sonra geniş bir imar faaliyeti başlatır.
Anadolu ve Rumeli'ye yolladığı fermanlarla çok sayıda amelenin İstanbul'a gönderilmesini emreder.
...
Bu nedenle II. Bayezid'i, İstanbul'u imar eden en önemli simalardan biri saymak gerekir. Nitekim İstanbul imarı denilince akla gelen bir diğer padişah olan III. Mustafa da, saltanatı devrinde meydana gelen deprem nedeniyle ciddi faaliyetlere girişerek şehre çok sayıda eser kazandıracaktır.