R.

Öte yandan bu devir İstanbul'unun en büyük sıkıntılarından biri de şehri korumakla görevli kapıkullarının zorlukla önü alınan serkeşlikleridir. Gerçi şunu da hemen ekleyelim ki bu tutumun belirmesinde II. Selim ve III. Murat gibi padişahların takındıkları tavrın rolü büyüktür. II. Selim, tahta cülusu esnasında sadrazam Sokollu Mehmet Paşa'nın tüm uyarılarına rağmen askerin cülusunu ödemek istemez. ... Selim'in oğlu III. Murat zamanında ise bu kez doğrudan devşirme kanunu ihlal edilmiştir.
Tarih
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yeni Camii
Nurbanu'nun ölümünden sonra Safiye Sultan kendi adını taşıyan abidevî bir cami inşa ettirmek için kollarını sıvar. Valide Sultan, camisine yer olarak sahil gümrüklerinin yer aldığı Eminönü semtini seçer. Ancak küçük bir problem vardır. Mahalle, Yahudilere aittir. Yahudilere dükkan bedellerinin ödenerek bölgenin istimlak edilmesi ve buradaki yerleşkenin Hasköy'e taşınmasından hemen sonra cami inşaatına başlanmıştır. İnşaata, Mimar Sinan öldüğü için onun öğrencilerinden Davud Ağa tarafından başlanır. Şehzade Camii örnek alınarak 1597'de yapımına başlanan cami, Safiye Sultan'ın oğlu III. Mehmet'in ölmesi ile birlikte 1603'te kesintiye uğrar. Tahta çocuk yaşta çıkan I. Ahmet'in ilk yaptığı iş ise, büyükannesini Eski Saray'a göndermek olur. Sultan Ahmet'in, babaannesinin yapısı ile ilgilenmediği biliniyor. O, kendi adını ölümsüzleştirecek cami için Ayasofya'nın karşısındaki bir alanı seçer. Bunun sonrasında zemin kat pencerelerine kadar bitmiş olan Eminönü sahilindeki cami kaderine terk edilir. Etrafı da zaman içinde yapılarla dolar. Yaklaşık yarım asır kadar sonra bu sefer bir başka güçlü kadın, IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan, kent içinde gezerken bu harabe ile karşılaşır ve yapıyı tamamlamaya ahdeder. 1661'de ele alınan cami, iki yıl sonra biter ve bir Cuma namazıyla ibadete açılır.
Tarih
Eminönü İskelesi'ne Batı Anadolu'dan gelen tekneler yanaşırken Yemiş İskelesi, adından da anlaşılacağı üzere şehrin meyve ihtiyacını karşılamaktaydı. Odun İskelesi'ne İzmit bölgesinden gelen tekneler yakacak malzemesi taşırken, Unkapanı İskelesi'ne de Kırım, Eflak ve Bulgaristan'dan gelen buğday çuvalları indirilirdi.
Tarih
Eminönü civarındaki depolarda ise farklı ülkelerden gelen mallar tutuluyor ve şehir içindeki belli yerlere dağıtılıyordu. Eminönü sahilinde birden fazla iskele vardı ve her biri şehrin farklı ihtiyaçlarına kanalize edilmişti. Mesela; Sirkeci tarafındaki Meydan ve Bahçekapı İskeleleri Karadeniz, Ege adaları ve Mısır'dan getirilen ürünlerin boşaltıldığı bir yerdi. Nitekim 17. yüzyılda inşa olunacak Bahçekapı'daki büyük çarşı da Mısır Çarşısı adı ile anılacaktır.
Tarih
Burada Dernschwam'ın seyahatnamesinde zikrettiği bir hayvanat bahçesinden de bahsetmek isterim. Fetihten sonra Osmanlıların eline geçen yapılardan Tekfur Sarayı, Kanuni devrinde padişah onuruna farklı bölgelerden hediye olarak gelen hayvanların barındığı bir mekân olarak kullanılmaktaydı. Dernschwam, burada gördüğü zürafayı hayran hayran anlatır. Uzun bir karacaya benzertiği bu hayvanın, arka ayaklarının kısa olduğunu ve başında da iki boynuzunun bulunduğunu bildirir. Yine Tekfur Sarayı'nın içinde iki de fil yavrusu görmüştür ki hayvanların bakıcısı fillerle, elindeki topu kullanarak türlü oyunlar oynamıştır. Derschwam, eski bir Bizans Kilisesi'nin de padişahın vahşi hayvanlarının bulunduğu mekân olarak kullanıldığından bahseder. Alman seyyahın kastettiği yer, bugün Vezneciler semtinde bulunan ve vaktiyle Kalenderi dervişlere tahsis edildiği için halen de bu şekilde anılan Kalenderhane Camii'dir. Burada leopar, kaplan, vaşak, ayı ve daha birçok vahşi hayvan bulunmaktaydı. Kanuni'nin ölümünden sonra Türkiye'ye gelen bir diğer seyyah Salomon Schweiger de padişaha ait bu vahşi hayvanlardan seyahatnamesinde bahseder. Fakat onun zikrettiği mekân, Ayasofya'nın hemen yakınında bulunan eski bir Bizans Kilisesi'nin bodrum katıdır. Arslanhane olarak adlandırılan bu yapının içinde, sultana ait 14 aslan iplerle bağlı oldukları halde muhafaza edilir. Aslanların iyi terbiye edildiklerini ve zaman zaman boyunlarına bir ip bağlandığı halde bakıcılarının nezaretinde sokaklarda gezdirildiğini de yine Schweiger'den öğreniriz.
Tarih