Önder Kaya

Önder Kaya

7.8/10
4 Kişi
·
15
Okunma
·
4
Beğeni
·
434
Gösterim
Adı:
Önder Kaya
Unvan:
Türk Araştırmacı, Yazar ve Öğretim Görevlisi
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Aralık 1974
1997 yılında Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Ortaçağ Tarihi anabilim dalında yüksek lisansını Eyyubiler üzerine yaptı. İstek okullarında başladığı öğretmenlik hayatına Şişli Terakki Lisesi'nden sonra Robert Kolej'de devam etmektedir.

İstanbul ve tarih üzerine sekiz kitabı yayınlanan Önder Kaya'ya, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2008 yılında şehir kitapları ödülü verildi. Murat Bardakçı ile Hürriyet Tarih, Şalom, Radikal gibi gazetelerin yanı sıra Toplumsal Tarih, Popüler Tarih, Müteferrika gibi dergilerde yazıları yayınladı. Önder Kaya'nın Radikal İki, Şalom, 1453, Kültür, Gezgin, Toplumsal Tarih, Mostar gibi gazete ve dergilerde yayınlanmış yazıları da bulunmaktadır.
Biraz da epey bir şaşkınlığa sebebiyet veren 'Öküz' unvanının nereden geldiğine bakalım. Bu lakap Mehmet Paşa'ya rakipleri tarafından verilen bir unvandır. Paşa'nın aslen Karagümrüklü olduğu bilinmektedir. Babası Karagümrük'te öküz nalbantlığı yapmakta ve Kara Hasan namıyla tanınmaktadır.

....

Paşa'nın Mısır yıllarında bir mesire alanında yenilip içildiği sırada yakınlarda otlayan büyükbaş hayvanlardan biri Öküz Mehmet Paşa'nın bulunduğu yere bakarak böğürür. Bu durum gülümsemelere yol açar. Paşa'nın yakınlarından biri tüm cesaretini toplayarak 'Paşa hazretleri bu münasebetsiz hayvan ne demeye getiriyor?' diye sorduğunda Paşa taşı gediğine koyar:
'Sen ki bizdensin bunca eşeğin arasında ne işin var demeye getiriyor.'
Önder Kaya
Sayfa 135 - Kronik
Bu devirde iki taraf arasında gidip gelen mektuplarda İspanyol baskısı ile karşı karşıya kalan İngiliz kraliçesi, padişaha 'Yüce Türk' diye hitap ederken, III. Murat da Kraliçe'ye Osmanlı Devleti'nin ancak bir eyaleti büyüklüğündeki topraklara hükmetmesi nedeniyle 'Vilayet-i İngiltere Kraliçesi' diye sesleniyordu.
Önder Kaya
Sayfa 109 - Kronik
Bilindiği kadarıyla Osmanlı Devleti'nde Yahudilerle ilk temas Orhan Gazi zamanında yaşanmıştır. 1326 yılında Bursa'yı fetheden Orhan Gazi, burada bulunan Yahudi cemaatine dokunmamış ve onlara Etz Hayim adında bir sinagog inşaatı için izin vermiştir.
Oldukça ilgi çekici hikayeleri olan bu simalardan biri de Sultan İbrahim'i okuyup üfleyerek hem iktidarsızlığına çare olduğuna hem de ferahlattığına inanılan Cinci Hüseyin Efendi'dir.
...
Cinci Hoca artık sadrazamın dahi çekindiği bir isim olmuştur. Para karşılığında pek çok kadılığı satmakta, yine rüşvet yoluyla makam mansıp dağıtmaktadır.
...
Çıkan servet korkunçtu. Ele geçen nakdi parası ile cülus bahşişinin neredeyse tamamı ödendi. Dahası bu paralar piyasada dolaşan ayarı düşük paralardan olmayıp çil idi. Bu paralar esnaf ve kapıkulunda öyle büyük memnuniyet yarattı ki, halk arasında 'Cinci akçesi' namıyla meşhur oldu.
Önder Kaya
Sayfa 128 - Kronik
Fatih İstanbul’u fethedince Bursa’da bulunan Ermeni ruhanilerinden Hovagim’i İstanbul’a getirecek ve onu Ermeni cemaatinin yöneticisi olarak görevlendirecektir. Fatih, Ovakim ile birlikte farklı bölgelerden de Ermenileri İstanbul’a yerleştirecektir. Nitekim zaman içinde İstanbul’da yerleşen Ermeni halkına “Altı cemaat halkı” denilmeye başlanacaktır. Söz konusu cemaatlerin yerleştirildikleri mevkiler Karagümrük, Malta, Çarşamba, Tekye, Kömürcü ve Ahırkapı civarı idi.
Yine ( Ertuğrul Gazi Türbesinin) bazı pencere pervazlarındaki demir kanatlarda kurşun deliklerine tesadüf ediliyor. Bu delikler 4 Ağustos 1921 - 4 Eylül 1922 tarihleri arasında yaklaşık 13 ay Söğüt ve çevresini elinde tutan Yunan askerlerinin açtığı ateş sonrasında oluşmuş.
Şehzade Yakup (I.Kosova) zaferden sonra babası I. Murat tarafından düşmanın kovalanmasıyla görevlendirildiği bir sırada I. Murat şehit edilmiş, gelişmelerden haberdar olmayan Yakup Çelebi de ordugaha geri döndüğünde olası bir taht kavgasını önlemek için ağabeyi Bayezid tarafından bir çadırın içine aldırılarak boğdurulmuştur.
Yeri gelmişken belirtmekte fayda var ki, Osmanlı İmparatorluğu zamanında gayrimüslimleri kitlesel olarak zorla din değiştirmeye zorlama gibi bir husus, devşirme sistemi bir tarafa bırakılırsa görülmemiştir. Bunda Kur'an'daki açık hükümler bir yana, maddi menfaatlerin de etkili olduğu söylenebilir. Zira Osmanlıların Balkanlarda yaşayan gayrimüslimleri zorla Müslümanlaştırması demek cizye, haraç ve benzeri vergilerden feragat edilmesi anlamına geliyordu. Bunu açık bir örnekle ifade edecek olursak, 16. yüzyılda kayda geçen yaklaşık 900.000 Hıristiyan'ın imparatorluğa ödediği vergi 2.800 kilo altına denk geliyordu.
Yıllar önce Tanzimat'tan Lozan'a Azınlıklar adıyla basılmış olan kitabın İmparatorluktan Cumhuriyet'e Azınlıklar adıyla yenilenmiş hali. Önder Kaya kitaplarında olduğu gibi burada da bir akıcılık, kolay okunurluk var. Sıkılmıyorsunuz. Kaya, İslam hukuku ve Hz. Peygamber döneminden başlayarak Osmanlı döneminde azınlık, ekaliyet ya da gayrimüslim olarak adlandırılan cemaatlerin, toplumların yerini anlatmış. Gayet faydalı bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Tarih konusunda orta düzeyde bir kitap olup boş zamanınızda genel bilgi sahibi olmak için okunabilecek bir kitaptır. Fazla detaylı ve ilgi çekici bir çalışma değildir.
Osmanlı Dünyası – Önder Kaya

Mekânlar ve Portreler alt başlığıyla yayımlanan Osmanlı Dünyası, tarihçi Önder Kaya imzalı bir kitap. Kitap, akademik dil ile popüler tarihçilik dili arasında yer alan, hoş bir yerde kendine yer edinen makalelerden müteşekkil. Altı asırlık Osmanlı tarihinin değişik dönemlerine ait mekânlar ve portrelerin kronolojik olarak anlatılması ise doğru bir tercih olarak görünüyor.

Osmanlı Dünyası’nda 28 adet makale var. Kitap, kendini kolayca okutabilen, adeta bir bilgi sağanağı olmasına rağmen okuru sıkmayan, yormayan bir havaya sahip. Osmanlı’nın doğduğu yer olarak tanımlanan Söğüt’ün öyküsü ile başlayan yolculuğumuz İznik’le devam ediyor. Daha doğrusu İznik özelinde Çandarlı ailesi ile…

Bu arada ilgimi çeken bir konu ise Osmanlı Hanedanı ve bizde isimlerin zamanla Arapçalaşması oldu. Şöyle ki, kitaptaki cümlelere uyarak yazarsam, Osman Gazi'nin ( Otman ya da Ataman da olabilir ) ağabeyleri olan Sarı Yatı ya da Savcı Bey ile Gündüz Bey......... ( Ertuğrul Gazi'nin kardeşi), Osman Gazi'nin amcası Dündar Bey....... Osman Gazi'nin yakın silah arkadaşlarından olan ....... Akçakoca, Abdurrahman Gazi. Bunların dışında Turgut Alp, Aykut Alp, Kara Mürsel, Saltuk Alp, Konur Alp, Hasan Alp, Samsa Çavuş gibi diğer önemli Türkmen liderleri ile Osman Gazi'nin aynı zamanda yeğenleri olan Aktimur ve Aydoğdu Beyler, Osman Gazi'nin oğulları olan Pazarlu Bey, Savcı Bey, ( Orhan Bey ) gibi kişiler... Erken dönem Osmanlı isimlerine baktığımızda karşımıza Türkçe adlar çıkıyor.

Fetih sonrası İstanbul’da bizatihi Fatih’in ve onun yönlendirmesi sonucunda paşalarının inisiyatifi ile şehrin nasıl bir imar ve iskân faaliyetine maruz kaldığı ve adeta nasıl yeniden o eski şaşaalı haline büründüğü anlatılıyor. Gebze’deki Hünkar Çayırı yazısında ise büyük Fatih’in son demlerini okuyoruz.

Bosnalı bir paşa olan Hüsrev Paşa’nın ki divanda bıçak çekecek kadar deli bir adam oluyor kendisi hikayesi ilginçti. Keza, meşhur Rüstem Paşa’nın damatlığını ve sadrazamlığını üstünde bulunan bir bit yani eski tabirle kehleye borçlu oluşu da ilgi çekici bir bilgiydi.

Kitapta, Kanuni döneminin sıra dışı karakterlerinden Molla Kabız ve sonrasında ortaya çıkan Kadızadeler hareketini de görebiliyoruz. Kitaptaki cümlelerle devam edersek, oldukça ilgi çekici hikayeleri olan bu simalardan biri de Sultan İbrahim'i okuyup üfleyerek hem iktidarsızlığına çare olduğuna hem de ferahlattığına inanılan Cinci Hüseyin Efendi'dir.... Cinci Hoca artık sadrazamın dahi çekindiği bir isim olmuştur. Para karşılığında pek çok kadılığı satmakta, yine rüşvet yoluyla makam mansıp dağıtmaktadır.

Öküz Mehmed Paşa’nın; Tulumbacı Gerçek Davut Ağa’nın; dünyanın en uzun süre yaşayan insanı Zaro Ağa’nın –ki 160 yaşını görmüş gerçek bir tarih; gaddar ruhlu ve mafyavari bir adam olan Fehim Paşa ve çetesinin; son sadrazam Tevfik Paşa’nın ve bir Osmanlı büyükelçisi olan Kostaki Musurus Paşa’nın hikâyeleri de ayrıca ilgimi çeken yazılardı.

Bu kitapta Osmanlı tarihinin bir inanç alanı olmadığını; popüler tarih adıyla yapılan cilalayıp parlatmaların gerçek bir tarih anlatımı olamayacağını görebiliyorsunuz. Evet, Osmanlı tarihinin gurur duyulacak pek çok yönü olduğu gibi bozulmuş, çürümüş ve zafiyet içinde kişilere de bir hayli yer verebildiğini okuyorsunuz.

Gelgelelim, nihayetinde ehil bir kalemin elinden çıkmış, yetkin yazılarla karşı karşıyayız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Önder Kaya
Unvan:
Türk Araştırmacı, Yazar ve Öğretim Görevlisi
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Aralık 1974
1997 yılında Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun olan Kaya, aynı yıl Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Ortaçağ Tarihi anabilim dalında yüksek lisansını Eyyubiler üzerine yaptı. İstek okullarında başladığı öğretmenlik hayatına Şişli Terakki Lisesi'nden sonra Robert Kolej'de devam etmektedir.

İstanbul ve tarih üzerine sekiz kitabı yayınlanan Önder Kaya'ya, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 2008 yılında şehir kitapları ödülü verildi. Murat Bardakçı ile Hürriyet Tarih, Şalom, Radikal gibi gazetelerin yanı sıra Toplumsal Tarih, Popüler Tarih, Müteferrika gibi dergilerde yazıları yayınladı. Önder Kaya'nın Radikal İki, Şalom, 1453, Kültür, Gezgin, Toplumsal Tarih, Mostar gibi gazete ve dergilerde yayınlanmış yazıları da bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 15 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 23 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.