Bir gün, iki Apaçi kovboyla bir çite tırmanır ve içlerinden birinin yaklaşık on dakika boyunca yer adlarını dua edercesine ezbere okuduğunu işitir. Keith Basso ona bunun ne anlama geldiğini sorar. Adam bunu yapmayı sevdiğini söyler ve nedenini "Zihnimde seyahat ediyorum," diye açıklar.
Yürüyüş zamandan tasarruf sağlayan ama kişinin hayatını elinden alan teknolojileri reddeden bir yavaşlık arzusu, hiçbir dış otorite tarafından dikte edilmeyen kendine ait bir ritim talebidir. Alçakgönüllülük, sabır, yavaşlık ve dolambaçlı yollarla dokunmuş yürüyüş, bos yiğitliklerin peşinden koşmadan fiziksel kaynakların sınırları içerisinde kalır, arazinin girinti ve çıkıntılarına, kıvrımlarına veya zorluklarına ayak uydurur. Zamana karşı bir yarış söz konusu değildir. Yürüyüsçü kişisel damgasını vurmak için hiçbir unsurla mücadele etmez, bilakis onu asla alt edilmesi gereken bir rakip olarak görmeden manzarada kaybolmaya dair dingin bir istek duyar. Doğa, yurüyüsçünün çabalarına eşlik eden ve onun, şehir hayatını işlevsel ve öngörülebilir ama aynı zamanda temel olanı gizler hale getirerek hapseden bu kapsülün dışında kendi yönünü bulmasina izin veren yardımsever bir ortaktır. Güneş, yağmur, rüzgâr, artık yalnızca tüm gizemlerini ortadan kaldıran bu toplumsal ve mimari tertibat vasıtasıyla kendimi gösterir. Yürüyüsçüler dünyayla yakından ilgilenmek için onu yavaşlatır. Artık acele etmeye hiç gerek olmayan, bir manzaranın tadını çıkarmak veya dinlenmek için durmanın mümkün olduğu başka bir zaman boyutuna kayarlar.