acınıza yüzünüzü dönüp kendinize, “Şu an acı çekiyorum, böylesine zor bir anda kendime nasıl yardım edebilirim?” diye
sorabilirsiniz.
Bu soru yumuşak olduğu kadar da cesurcadır da çünkü zor duyguların varlığını kabul etmek, onlara yer açıp, onlarla beraber harekete geçebilmek cesaret gerektirir.
Pohpohlamıyor da. Dürüst ve şefkatli. Bana anlayışla, incelikle, hassasiyetle, şefkatle yaklaşmasına rağmen tüm davranışlarıma göz yuman bir tavır içinde değil. Nazikçe, sevgi dolu bir tutumla bana, kendi değerlerimle örtüşen yolu gösteriyor. Uzun vadede en iyi gelecek olan davranışı seçmem için motive ediyor.
Kendimize karşı yaptığımız acımasız eleştiriler tehdit ve savunma mekanizmamızı devreye sokuyor.
Kendimize karşı şefkat göstermemizse yatıştırma ve bakım verme mekanizmamızı devreye sokuyor.
Yatıştırma ve bakım verme mekanizmamızın kapısını üç şey aralar. Sizin de zihniniz şefkate gitmekte -bilhassa da korkularından ötürü zorlanırsa bu üç şeyden faydalanarak yatıştırma ve bakım verme mekanizmanızı devreye sokabilir ve bedeninizi şefkate götürebilirsiniz.
Yatıştırıcı bir dokunuş,
fiziksel sıcaklık
ve yumuşak bir ses tonu.
Hayatta kalmamıza yardımcı bu ikinci mekanizma devreye girdiğinde sempatik sinir sistemimiz devre dışı kalıyor ve parasempatik sinir sistemimiz devreye giriyor. Sevdiğiniz biri size sarıldığında, bir anne bebeğini emzirdiğinde salgılanan, halk arasında "sevgi hormonu" olarak bilinen oksitosin hormonu salgılanıyor, vücudumuz yatışmaya başlıyor. Kaslarımız gevşiyor. Farkındalığımız ve dikkatimiz genişliyor.