Sevgi ancak iki insan birbirlerine varlıklarının, özünden bağlanır, her biri kendisini varlığının özünden tanırsa, gerçekleşir, İnsan gerçeği de, canlılığı da sevgisinin temeli de işte bu «özden tanıma» deneyimidir. Böyle oluşan sevgi sürekli meydan okumadır, bir köşede dinlenme değil, çabalama, hareket etme, beraber çalışmadır. Öyle ki bir uyum ya da çatışma neşe ya da üzüntü bile ikincil kalır. Önemli olan iki insanın birbirlerini varlıklarının temelinden yaşaması, kendi kendilerinden kaçmak yerine birbirleriyle bütünleşirken kendi kendileriyle bütünleşmeleridir. Sevginin varlığının bir tek kanıtı vardır: bağlılığın derinliği, seven küslerin her birinin ilgisindeki canlılık ve güçlülük, işte bunlardır sevginin sunduğu meyve.
Çağdaş kapitalizm, sorun yaratmadan beraber çalışacak; daha çok tüketmek isteyecek; zevkleri standardize edilmiş ve kolayca etkilenip tahmin edilebilecek çok sayıda insana gereksinim duyar. Kendini hiçbir otoriteye, ilkeye ya da bilince tabii hissetmeyen, özgür ve bağımsız olduğuna inanan, ama buna karşın emir almaya, kendinden bekleneni yapmaya, sosyal makineye sürtüşmesiz uymaya, lidersiz yönetilmeye, amaçsız -iyi yapmanın, hareket halinde olmanın, çalışmanın, ilerlemenin dışında- güdülenmeye hazır insanlara gereksinim duyar.
Gerçekte, asla sevgilisince aranmadan ortaya çıkmaz sevgili.
Sevginin yıldırımı düştü mü bir yüreğe, bil ki sevgi baş verir o yürekte.
Yüreğinde büyümeye başladı mı tanrı sevgisi, hiç kuşku yok ki sevmeye başlamıştır tanrı seni.
Öbür el olmadan ses çıkmaz tek elden.
Tanrısal bilgelik kaderdir ve tanrının hükmü birbirimizin sevgilisi kılmıştır bizi.
Alnımıza yazılan yazı uyarınca her parçası evrenin eşleşiyor diğer parçasıyla.
Akıllılara göre gök erkektir, yer kadın: yer besler, büyütür göğün attıklarını.
Yer sıcağını yitirince, gök ısıtır onu, tazeliğini ve nemini yitirince, gök yeniler onu.
Ve yer ev kadınlığıyla uğraşır: çocuklara göz kulak olur ve onları beslemeyi üstlenir.
Göğe ve yer akıllı varlıklarmış gibi bakın, zira onlar akıllı varlıkların yaptıklarını yapıyorlar.
Bu iki şey birbirlerinden zevk almıyorlarsa eğer, ne diye sevgililer gibi sarmaş dolaş duruyorlar?
Nasıl açar çiçekler, bahar dalları?
Göğün suyu ısısı ne üretecekti o zaman?
Nasıl tanrı erkeğin ve kadının içine, birbirleriyle dünyayı yok olmaktan koruyacak isteği vermişse, her varlık parçasına da, diğer parçaya karşı istek aşıladı.
Gündüz ve gece düşman görülürler dıştan, oysa aynı amaca hizmet ederler.
Eğer bende herkese benzer, beni farklı kılacak olan bir düşüncem ya da duygum, olmaz, topluluğun fikirlerine, geleneğine uygunluk gösterirsem, korunur, ürkütücü yalnızlık duygusundan kurtulurum.
Diktatörlüklerde bu uygunluk, korku ve dehşete başvurularak, demokratik ülkelerde ise propaganda ve önerilerle sağlanır.