Hayatın can sıkıcı ve eziyet verici gereklilikleri ile ufkun altında kopan fırtınalardan kurtulduğu için içten içe bayram ediyordu. Çünkü o ufkun altında büyük mutluluk yıldırımları parlayıp söner ve aldatıcı umutlarla mutluluğun muazzam hayaletlerin kıpırdadığı, şahsi fikirlerinin insanı yiyip bitirdiği ve mahvettiği, tutkunun öldürdüğü, zekânın yenildiği veya zafer kazandığı, insanın hiç bitmeyen bir savașta dövüşüp savaş meydanından sancıyla, fakat memnuniyet bile duymadan açgözlü
șekilde çıktığı büyük acıların ansız darbeleri yankılanırdı.
Yıllardır hissetmeye susamıştım, sabretmiş, ruhumun gücünden tasarruf etmiştim. O kadar çok bekledim ki... Şimdi her şeyin ödülünü aldım. işte, insanın nihai mutuluğu!
Aşkın, insanların nasıl yakalandıklarına anlam veremedikleri, kaprisli bir his olduğu söylense de her şeyin olduğu gibi aşkın da kendi kanunları ve sebepleri vardır.
Yazgıya karşı teslimiyet duygusu, insanın içinde güçlükle ve usul usul gelișirdi - ki o zaman organizma, her türlü işlevine
yavașça ve adım adım tekrar kavuşur- ya da insan kederi yüzünden yok olup bir daha da doğrulamazdı. Tabii bu hem kedere hem de insanın kendisine göre de değişir.