Doğru düşünseydi, elimizle sıkı sıkıya tutamadığımiz hiçbir şeyin bizim olmadığını bilmesi gerekirdi. Aslında hiçbir şeyi sıkı sıkıya tutamadigimizi da.
Biz, konukseverligi, uzattığı her meyve için karşılık bekleyenleri hor gören geleneklerimizi sevelim. Birinin her şeyi varken, diğerinin hiçbir şeyi olmamasına izin vermeyen geleneklerimizi sevelim.
Sevelim ki, kardesi yani başında keder ve acı içindeyken mutlu ve neşeli olmayalım.
“İşte, bütün bunların hepsi; yani kalabalık taş kutular, taş yarıklar, oraya buraya uzanan binlerce ırmağın içindeki insanlar, gürültü, kargaşa; ağaçtan, gökyüzünün mavisinden, temiz havadan, bulutlardan yoksun kapkara kumlar ve dumanlarla kaplı yerler Papalagi’nin ‘kent’ adını verdiği şeydir.”