Rusalka

Rusalka
@Rusalka_
𝕯𝖆𝖓𝖘 𝖚𝖓 𝖘𝖔𝖒𝖒𝖊𝖎𝖑 𝖆𝖚𝖘𝖘𝖎 𝖉𝖔𝖚𝖝 𝖖𝖚𝖊 𝖑𝖆 𝖒𝖔𝖗𝖙...
27 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Tüm Mathilda'lara...
Puan vermedi·128 syf.·
2025 231. kitabı
"İntikam iyi bir şey değil Mathilda, inan unutmak daha iyi..." Léon Mathilda deyince belki de akla ilk gelen, barındırdığı küçük, tatlı Mathilda karakteri sebebiyle klasikleşmiş "Leòn: The Professional" filmidir diyerek girişi kitabın içeriğiyle uyumlu bulduğum Leòn filminden alıntılamak istedim. Mathilda benim Mary Shelley'den okuduğum ikinci kitap ve muhtemelen birçokları gibi, yazara ait okuduğum ilk kitap gotik bir anlatı başyapıtı olan Frankenstein'dı. Ama ben incelememi kendimden daha çok şey bulduğum, Mary Shelley'in bu yarı otobiyografik ögeler içeren novellası üzerine yapmak istedim. Çünkü her ne kadar bu novella Mary Shelley'in otobiyografik eseri olarak geçse de benim hayatımdan da bir hayli benzer öge bulundurması beni etkileyen başlıca unsur diyebiliriz. Bu nedenle incelemem subjektif ve yaşanmış olaylara değinen bir anlatı sunabilir, baştan belirteyim ve bir an önce incelememize geçiş yapalım... Mathilda henüz hayatta değilken; avare, aklı bir hayli havada, olgunluktan nasibini alamamış babası ve oturaklı, kültürlü, kitapta da bahsedildiği şekliyle "bir melek kadar uysal" annesi tanışana dek babası ayakları yere basmayan bir adammış. Çift birbirlerine aşık olup evlenmiş, gayet mutlu bir birliktelikleri varmış, ta ki Mathilda doğana kadar... Mathilda doğduktan birkaç gün sonra annesi vefat etmiş ve babası yaşadığı derin buhranla birlikte Mathilda'yı halasına bırakıp uzaklara gitmeyi tercih etmiş. Anlayacağınız Mathilda ne annesini ne de babasını tanıyabilme fırsatı bulabilmiş. Halasına gelecek olursak, daha önce evlenmemiş, çocuk sahibi olmayan, sert mizaçlı, soğuk ve duygularını gösteremeyen biri olarak karşımıza çıkıyor. Mathilda halasını kitapta: "Yüreğinde en ufak bir kötülük taşımadığı halde bir insanın bağrında taşıyabileceği en soğuk kalbe sahip
MathildaMary Shelley · İthaki Yayınları · 20181,204 okunma
Reklam
Kendini Bulma Sürecindeki Bir Genç Kızın 12 Saatlik Portresi
Puan vermedi·64 syf.·
2025 192. kitabı
Merhaba sevgili okurlar. Bu kez Japon Edebiyatından melankolik bir novellayı inceliyoruz. Osamu Dazai'nin bu günlükvari eseri, genç bir kızın kendi ağzından daha çok monolog şeklinde geçen, çocukluk ve yetişkinlik arasındaki ergenlik sürecindeki duygu, düşünce ve gelgitlerinin anlatıldığı bir günlük hatta daha doğrusu 12 saatlik bir süreci işliyor. Edindiğim bilgiye göre Osamu Dazai bu eseri gerçekten de bir okurunun ona gönderdiği günlükleri derleyerek oluşturmuş. Belki de bir genç kızın buhranını bu denli bir empatiyle işleyebilmesinin ardındaki sebep de bu günlükleri yazan okurdur. (Kalanı eser miktarda spoiler içerebilir.) Kitapta isimsiz bir genç kızın uyandığı an başlayan süreç yine aynı gün kız yatağa girip de uykuya dalana kadar devam ediyor. Ana karakterimizin biraz melankolik çalkantılı ve değişken bir ruh haline sahip olması bahsi geçen ergenlik sürecini bir o kadar da iyi yansıtır hale getiriyor. Karakterimiz babasını kaybetmiş, ablası evlenip uzaklara taşınmış ve sadece annesiyle bir başına kalmış. Çoğu genç kız gibi annesiyle yaşadığı buhranlar, ona duyduğu sevginin öfkeyle yoğrulması ve hissettiği şeyleri nasıl yansıtacağını bilemeyip annesinin hala onu çocuk gibi görmesine her ne kadar sinirleniyor olsa da çocuksu halinin onu mutlu ettiğini fark edince zaman zaman rol da olsa annesi için çocuksu bir karaktere bürünmesi belki de bu kitapta beni en etkileyen kısımlardı. Genç kızımız kendisini suçlamaya o kadar alışmış ki ergenliğin de verdiği duygusal etkiyle birlikte kendisini çok kötü biri olduğuna inandırmış bir şekilde. Aslında onun kendini inandırdıklarının aksine hala karakterini bulamamış kendini arayış sürecinde kafası karışık bir kız çocuğu görüyoruz oysa. Kitapta bu arayış öğretmeni ve ablasına karşı beslediği hayranlık ve onlar gibi olma
Edebiyat
Öğrenci KızOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202213,6bin okunma
İmkansız Aşkın Yıkıcı Gücü: Lanetli Bir Aşk Destanı
Puan vermedi·120 syf.·
2025 136. kitabı
Ahmet ÜmitAhmet Ümit "Şimdi söyle bana, sahiden geldin mi? Yazdıklarımı okudun mu? Sahiden on iki ayrı kentte gömülü, on iki ayrı bileziği aradın mı? On iki ayrı kente gittin mi? On iki ayrı bileziği buldun mu? On iki ayrı bileziği bizi birleştirmek için topladın mı? Sahiden beni Nuvanza'ya götürecek misin? Nuvanza'yı bana getirecek misin? " Ninatta'nın Bileziği... Hititlerden günümüze erişen hasret yüklü, imkansız bir aşkın, tabletlere işlendiği acıklı ve destansı bir ağıt; bir aşığın masalsı ve umutsuz aşkının destansı anlatımı. Kitap on iki tabletten oluşuyor. Hititler döneminde imkansız bir aşka düşen Ninatta tarafından, biz okurlardan çaresizce yardım istemek adına işlenmiş on iki tablet. Bir de kitaba adını veren on iki bilezik var elbette birazdan değineceğimiz. Şimdi gelelim kitabın malum konusuna; (Gerisi spoiler içerebilir) Ninatta umutsuz bir aşık. Kendisinden yaşça büyük, evli ve çocuklu olan babasının arkadaşı, Kadeş Savaşı'na öncülük eden, kralın sadık dostu Komutan Nuvanza'ya aşık. Bu imkansız bir aşk, bu lanetli ve yasak bir aşk. Ninatta kalbine söz geçiremeyince bu aşk kendisiyle birlikte dört kişinin daha hayatını mahveden bir lanete dönüşüyor. Bu hikayeyi her ne kadar Ninatta'nın ağzından dinliyor olup Nuvanza ile yaşadıklarına üzülmemiz bekleniyor olsa da İnara, Manni ve minik Zitiş zannımca çok daha acıklı bir hikayeye sahipler. İki kişinin işlediği bir suç, bir yasak aşk ve mâl oldukları üç masum can. Ninatta şöyle diyor: “Umarım beni suçlamazsın. Çünkü ben kendimi suçladım. Çünkü sen, beni benim kadar suçlayamazsın. Çünkü kimse beni, benim kadar suçlayamaz.” Ve ekliyor, "Kendini suçlamak aşkı söndürmez, alevlendirir." Ninatta'yı suçluyor muyum, evet suçluyorum ama Nuvanza'yı suçladığım kadar değil. Ninatta'yı aptallığından ötürü; Nuvanza'yı aç
1000Kitap
Ninatta'nın BileziğiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 20196,4bin okunma