En büyük korkumuz büyük öteki'nin bizi izlemesi değil, aslında onun 'görmüyor' olmasıdır. Kaosun ortasında bir 'plan' olduğuna inanmak isteriz çünkü 'kimsenin ne yaptığını bilmediği' bir dünya, cehennemin ta kendisidir. İnsanlar bir tiranın zulmüne katlanabilirler ama evrenin o mutlak ve anlamsız sessizliğine asla tahammül edemezler....
Lacan’ın temel öncülü, “tüm erkeklerin” genel setinden evrensel “erkeğe” sıçramanın sadece bir istisna ile mümkün olduğudur: Evrensel (ampirik genelliğe göre farklılığı içerisinde), istisna sayesinde kurulur; genel setten Tek-Nosyon’un evrenselliğine, sete bir şey ekleyerek değil, aksine setten bir şeyi, yani genel seti toplayan, ondan evrenselliği toparlayan “tekil özelliği” çıkartarak geçeriz.
Özbilinçlilik, öz saydamlığın [self-transparency] tam tersidir: Ben sadece benim dışımda bulunan, benim hakkımdaki hakikatin açıklandığı yere kadar kendimin farkında olabilirim.
Diyalektik hareketin bütün amacının, kendi negatif evresini yok saymak (“yerine geçerek yok etme”) değil onunla beraber bakış açısını değiştirmek olduğunu savunmaktadır. “ ‘Sentez’ antitezle tam olarak aynı şeydir, aralarındaki tek fark kesin bir bakış açısı değişiminde yatar”
“Olumsuzlamayı olumsuzlamanın mantığı”ndan anlaşılan şey negatifliğin pozitif şekilde tecrübe edilebileceğinin keşfidir. “Bu daha çok, sorunun, kendi cevabının işlevini görmeye başladığı çelişkili bir dönüşüm gibi algılanır: Bir soruya benzettiğimiz şey zaten bir cevaptır” .Böylece “kişi negatifi, soyut olarak, pozitife zıt düşürerek değil, pozitif varlığın kendisini Negatifliğin cisimleşmesi olarak -tıpkı Lacancı ifade ‘Hiçin metonimisi’ gibi kavrayarak ‘negatifle oyalanır’”