Mustafa

Mustafa
@Rust
rodion kuluna da de.
Rejisör ün rejisörüyüm.
lisans
Antalya
305 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
"kişioğlu için, başıboş kalınca hemen tapacak bir şey bulmak telaşından daha acılı bir kaygı yoktur. ama hiç kimsenin kuşku edemeyeceği, büyüklüğüne herkesin bir anda inanacağı, önünde eğileceği bir şey arar kişioğlu. çünkü bu zavallı yaratıkların asıl dertleri, benim ya da başka birisinin tapınabileceği bir şey bulmak değildir. herkesin inanacağı, önünde eğileceği, herkesin hep birlikte tapınacağı bir şey bulmak isterler. işte tapınmaktaki bu genellik her insanın, tüm insanlığın yüzyıllardan beri en büyük acısıdır. hep birlikte tapınmak için birbirlerini öldürmüşlerdir. kendilerince tanrılar yaratıp birbirlerine şöyle seslenmişlerdir: 'tanrılarınızı bırakın, bizim tanrımıza tapının. yoksa sizi de tanrılarınızı da öldürürüz!' dünyanın sonuna dek böyle olacaktır bu, yeryüzünde tanrılar kalkınca bile değişmeyecektir durum: bir şeyi değiştirmez tanrıların kalkması, putların önünde yere kapanırlar."
Reklam
'' Gücümü, içimdeki güçsüzlükle boğuşurken tükettim. '' Dostoyevski
“yalnızsın. yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun…”
yine bütün mesele, vakit geçirebilmekteydi. belleğimi işletmesini öğrendiğim andan itibaren artık hiç canım sıkılmaz oldu. bazen odamı düşünmeye başlıyor ve hayalimde bir köşeden kalkıp yine o köşeye dönüyor, yolumun üstündeki her şeyi bir bir zihnimden geçiriyordum. başlangıçta bunu çabucak yapmaktaydım. ama yeniden başladığım her sefer, bu biraz daha çok vakit alıyordu. çünkü her mobilyayı hatırlıyordum, bunların her birinin içinde, üstünde neler bulunduğunu, bu şeylerin bütün ayrıntılarını ve ayrıntılardan bir kakmayı, bir çatlağı, kırık bir kenarı, bunların renklerini ve pürüzlerini hatırlıyordum. aynı zamanda da bu sayım işinin ucunu kaçırmamaya, her şeyi bir bir hatırlamaya çalışıyordum. öyle ki, birkaç hafta sonra, sadece odamda bulunan şeyleri zihnimden saymakla saatler geçirebilecek hale gelmiştim. böylelikle ne kadar çok düşünürsem, hafızamdan da yanlış bellemiş ya da unutmuş olduğum o kadar şey çıkarıyordum. o zaman şunu anladım ki, bir tek gün dışarıda yaşamış olan bir kimse, hiç zahmetsiz yüz sene hapiste kalabilir. canının sıkılmaması için yeter derecede anıya sahip olmuştur artık. bir bakıma, faydalı bir şeydi bu.
"bu dünyanın kendisini aşan bir anlamı var mı, bilmiyorum. ama bu anlamı bilmediğimi, öğrenmenin de benim için şimdilik olanaksız olduğunu biliyorum. kendi koşulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne? ben ancak insan ölçüleriyle anlayabilirim. dokunduğum şey, bana karşı direnen şey, işte budur benim anladığım. bu iki kesinlik, birlik ve bütünlük isteğimle bu dünyanın akla ve mantığa uygun bir ilkeye indirgenmezliği, bunları uzlaştıramayacağımı da biliyorum. yalana başvurmadıkça, benim olmayan, benim kendi koşulumun sınırları içinde hiçbir anlam taşımayan bir umudu araya sokmadıkça, bundan başka hangi gerçeği tanıyabilirim?"