Brandy “Anlamıyor musun? Hayatı doğru düzgün yaşamak için eğitilmişiz biz. Hata yapmamak için,” diyor. Brandy “Ne kadar büyük bir hata yaparsam, o kadar kurtulma ve gerçek bir hayat yaşama şansımın olacağını fark ettim,” diyor. (…) “Gerçek keşiflerimizin hepsi kaostan çıkıyor,” diye bağırıyor Brandy, “yanlış, aptalca ve salakça görünen yere gitmekten çıkıyor.” (…) Dağa tırmanan bir kadını örnek gösteriyor; kadının o zorlu tırmanış için rasyonel bir sebebi yok ve bazı insanlara göre bu budalalık, bir felaket, bir hata. Dağa tırmanan kadın belki aç ve donuyor, susuyor ve günlerce acı çekerek en tepeye kadar tırmanıyor. Belki yolculuk sırasında değişiyor ama sonunda tek yapacağı şey hikayesini anlatmak olacak. (…)
youtu.be/R8isnWHdj40
Bir gün bana “Yaşamak öylesine güç ki!” demişlerdi. Söylenişi de aklımda. Bir başka kez de biri “En kötü yanlış acı çektirtmektir,” diye mırıldanmıştı. Her şey bitti mi yaşam susuzluğu sönmüştür. Bu mudur mutluluk dedikleri? Bu anılar boyunca ilerlerken her şeye aynı sessiz giysiyi giydiririz, ölüm de renkleri soluk bir tuval gibi görünür. Kendi kendimize döneriz. Sıkıntımızı duyarız, böyle daha çok hoşlanırız kendimizden. Evet, mutluluk belki de budur, acımalı mutsuzluk duygumuzdur.
Çünü insanlara manken olduğunuzu söylerseniz, sizinle ilişkilerini keserler. Onlara göre mankenlerle konuşmak, daha düşük bir yaşam biçimiyle iletişim kurmak demektir. Bebek gibi konuşmaya başlarlar. Aptallaşırlar. Ama insanlara üniversite öğrencisi olduğunuzu söylerseniz, çok etkilenirler. Herhangi bir konuda eğitim görüyor olabilirsiniz ama hiçbir şey bilmek zorunda değilsinizdir. Sadece toksikoloji veya sualtı biokinesis’i deyin, konuştuğunuz kişinin konuyu değiştirip kendinden bahsetmeye başladığını göreceksiniz. Bu işe yaramazsa, güvercin ceninlerindeki sinir kromozomlarının birleşmesinden söz edin.
John ve Jane Doe, ikisi de ince ve seksi,tanışır, âşık olur, evlenmeye karar verirler.John, Jane'e güzel, büyük bir elmas yüzük alır.Güzel, ama Afrika'daki insanların bu kıymetli küçük taşlar