Sokaktan geçenler yağmurun yatışmasından yararlanarak kaldırımda hızlı hızlı yürüyordu. Adım sesleri azalıyor ve uzaklaşıyordu. İlk kez olarak doktor, geç saate kalmış gezginlerle dolu, ambulans seslerinin çınlamadığı bu gecenin eskilerine benzediğini fark etti. Bu gece vebadan kurtulmuş bir geceydi. Soğuğun, ışıklar ve kalabalığın kovduğu hastalık kentin karanlık kuytularından çıkarak, son darbesini Tarrou'nun hareketsiz bedenine indirmek üzere bu sıcak odaya sığınmıştı sanki. Felaket artık kentin göğünü birbirine katmıyordu. Ama odanın ağır havasında usul usul ıslık çalıyordu. Saatlerdir Rieux'nün duyduğu ses, onun sesiydi, son bulmasını, vebanın yenik düşmesini beklemek gerekiyordu.
"İki hayatı, iki ruhu olmalı insanın. Birincisiyle ticaret, ötekiyle neşe! Bu ikisini birbirine karıştırmadan yaşamalı! İkisi de birbirine yardım etmeli, birbirine engel olmamalı. Evet, böyle olacak. Benim hayatım da böyle olacak! Yaşayacağım!"
Hayat nedir? Fuat'a, bu soru abestir, dedim. Abestir, abestir... İnsan bunu niye sormalı? Kitap okuyanlar, akılları karışanlar sorar! Zeynep Teyze hiç soruyor mu? Yaşıyor. Ben de yaşıyorum... Şimdi uyuyacağım, sabah kalkacağım, işlerle uğraşacağım, evleneceğim, yemek yiyeceğim, sigara içeceğim, güleceğim, bunları daha çok yapacağım. Sonra öteki tarafa geçeceğim.
"Annem de böyleydi, kendini öne çıkarmayışını severdim ve hep onunla olmak isterdim. Sekiz yıl oluyor, öldü diyemiyorum. Her zamankinden biraz daha silikleşti ve geri dönüp baktığımda, artık yoktu."