Onların gözünde veba, nasıl geldiyse bir gün öyle gidecek istenmeyen bir konuk gibiydi. Korkmuşlardı ama umutsuz değillerdi; vebaya kadar sürdürdükleri yaşamı unutacakları, vebanın bir yaşama biçimi olarak karşılarına çıkacağı o an daha gelmemişti.
Yıllar yılı kapalı kalmak, dünyayı tanımamak ve söz dinlemeye alışmak, onun yüreğindeki başkaldırma tohumlarını kurutmuştu. Bu yüzden yeniden odasına kapandı.
Artık kendisini öyle yaşlı, öyle bitik, güzel günlerden öyle uzaklaşmış buluyordu ki, en kötü anılarla dolu günleri bile özler oldu. İşte o zaman, verandadaki ortancaları, gün batarken güllerin yaydığı kokuyu, sonradan görme güruhun hayvanca davranışlarını bile nasıl özlediğini anladı. Günlük gerçeklerin en sarsıcı olanlarına bile kolayca dayanmış olan ateşi sönmüş yüreği, bu özlem duygusunun ilk kabarışında paramparça oluverdi.
Başlarına gelen inanılmaz olayları henüz idrak etmeseler bile, bir şeylerin değişmiş olduğunu kesinlikle bildiklerinden özel bir ruh hali içindeydiler.