Ergenlik çağına eriştiğinde, kendi dönemiyle ilgili hiçbir şey bilmiyor, ama Ortaçağ insanlarının temel bilgilerini öğrenmiş bulunuyordu. Santa Sofia de la Piedad ne zaman onun odasına girse, çocuğu okumaya dalmış buluyordu.
Tüm tutsaklara ve tüm sürgünlere ait o derin acıyı duyuyorlardı: Hiçbir işe yaramayan bir bellekle yaşamak. Durmadan düşündükleri o geçmişin de pişmanlıktan başka tadı yoktu. Aslında bekledikleri kadın ya da erkekle yapabilecekleri şeyleri zamanında yapmamış olmaktan duydukları pişmanlığı da buna eklemek isterlerdi ve benzer biçimde, bu hapis yaşantısının her aşamasına, hatta göreceli mutlu anlarına bile uzaktaki kişiyi de katıyorlardı, bir zamanlar oldukları kişi onları tatmin etmiyordu. Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve gelecekten yoksun bir halde, insana dair bir adalet ya da nefret duygusunun parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de. Son olarak, bu katlanılmaz tatilden kaçabilmenin tek yolu hayal gücüyle trenleri yeniden harekete geçirmek ve saatleri kararlı bir biçimde sessiz kalan çanların sesiyle doldurmaktı.
Aureliano yıllarca sonra dünyaya katıldığı zaman, onun söylediklerine kimse inanmadı. Çünkü anlattıkları, tarihçilerin uydurduğu ve ders kitaplarına yazdığı düzmecelere taban tabana zıttı.