Ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar didinirlerse didinsinler, kenara köşeye kaç kuruş sıkıştırırlarsa sıkıştırsınlar, "Yürü ya kulum," sözü bir türlü duyulmuyordu ve onlar biriktirdiklerini azar azar harcayarak zorla ayakta kalabiliyorlardı. Hesapların çıkmaza girdiği günler dünyanın nasıl olup da böyle değiştiğini, hayvanların neden eskisi gibi üremediğini, paranın neden ellerinden uçup gidiverdiğini, kısa süre önce keyif için banknotlarla şenlik ateşi tutuşturanların neden şimdi altı tavukluk bir lotarya biletine on iki sent istemeyi soygunculuk diye nitelediklerini kara kara düşünüyorlardı.
Sayfa 377 - Petra Cotes ile Aureliano Segundo·Kitabı okudu
Kendileri için hâlâ her şeyin olanaklı olduğuna inanıyorlardı; bu da felaketlerin olanaksız olduğunu varsaymak anlamına geliyordu. İşlerini yapmayı sürdürüyorlardı, yolculuklar ayarlıyorlardı, fikirleri vardı. Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran bir vebayı nasıl düşüneceklerdi ki? Kendilerini özgür sanıyorlardı, oysa felaketler oldukça kimse asla özgür olmayacak.
Bir savaş patladığında insanlar, "Uzun sürmez nasılsa, çok aptalca!" derler. Kuşkusuz savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep ısrar eder, insan hep kendisini düşünmese bunun farkına varabilirdi.