Signa bir aşk evliliği yapmak isterdi. Akşamın geç saatlerine kadar birlikte dans edeceği ve güleceği birini istiyordu. Yıllar sonra bile arkadaşlığından bıkmayacağı birini.
Ama bu saatte neredeyim ben? Ve bu ıssız kahveyle geçmişin bu odasını nasıl ayırmalı birbirinden. Yaşıyor muyum, yoksa anımsıyor muyum, bilmiyorum artık
Cennetlerin yalnızca yitirilmiş cennetler olduğu doğruysa, bugün içimden çıkmayan şu hoş ve insandışı şeyi nasıl adlandırmalıyım, bilmiyorum. Bir göçmen yurduna döner. Bense, anımsıyorum. Alay, katılık, her şey susuyor, işte yurduma dönmüştüm. Durmamacasına mutluluğu düşünmek istemiyorum. Böylesi çok daha basit, çok daha kolay. Öyle ya, unutuşun ta dibinden kendime doğru çektiğim bu saatlerden, arı bir coşkunluğun, sonsuzluğa asılmış bir dakikanın el değmemiş anısı kalmış her şeyden önce. Bende gerçek olan yalnızca bu, bense bunu hep iş işten geçtikten sonra anlıyorum.