Dedim:artık bilgiden yana eksiğim yok;
Şu dünyanın sırrına ermişim az çok.
Derken aklım geldi başıma, bir de baktım:
Ömrüm gelip geçmiş, hiçbir şey bildiğim yok.
Ömer Hayyam
Kitabın neyi anlattığını özetleyen tek cümle.. Livaneli’nin okuduğum beşinci eseri fakat bu sefer ilk üç eser gibi diline de olay örgüsüne de hayran kaldığım genellemesini ne yazık ki yapamayacağım. Kitaba bir okur olarak girebildiğimi düşünmüyorum. Biraz ara vermiştim herhalde o yüzden diyerek kendimi suçlayıp sayfaları çevirirken kitap nihayete erip son sayfayı kapatırken dahi aynı duygular içerisinde olmam.. özellikle dilini ve konuları ele alış biçimiyle hayran olduğum Zülfü Livaneli bu eseriyle aynı duyguları yaşattığını söylemek oldukça güç. Sanki bir başka kitabın özeti yapılmış da kısa bir versiyonunu okuyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Parça parça mektuplar geneliyle oluşturulan kitapta fikir suçuyla hapse atılan bir gencin ardından bıraktığı ailesine özlemi dile getiriliyor. Tek bir cümle ile kitabı incelemeyi bitireceğim. Zira uzun uzadıya inceleme yapabilecek kadar hissiyat geçmedi bana…
Ama sonra anladım ki düzeni sağlamak için demir bir el gerekir. Düzen özgürlükten daha önemlidir. Özgürlük anarşinin kardeşi gibidir. Biri geldiğinde diğeri de peşinden gelir; tıpkı bir fırtınanın peşinden gelen yıkım gibi.
Livaneli’nin okuduğum dördüncü eseri ile karşınızdayım. Yazarın en çok sevdiğim yönlerinden birisi artık tüm incelemelerde söylediğim gibi dilinin çok akıcı olması.. teknik özellikleri bir kenara ayırdığınızda toplumsal olaylara bakış açısı ve toplumsal sorunları dile getiren bir yazar olmasının yanı sıra bildiğiniz, okuduğunuz, gördüğünüz gerçekleri bir de Zülfü Livaneli kaleminden okuyup pekiştiriyorsunuz.
Dünyadaki tüm savaşları erkekler çıkarıyor, olan yine kadın ve çocuklara oluyor. Hiç sektiği olmuş mudur? Farklı bir cevap verilebilir mi? Sanmıyorum..
Hepimiz Aylan adı geçince bir duraksamıyor muyuz? O sahilde yüzükoyun yatan henüz 3 yaşında olduğunu bildiğimiz bebeği.. O kadar sarsıcı bir durumdu ki kitapta ismini görünce bir ürperme kapladı kalbimi. Aylan sadece medyaya düşen kısmı. Bunun gibi daha nice bebeklerin bedeni kaçak yollarla yaşam mücadelesi verirken savruldu kim bilir.
Mustafa ile Mesude’nin hikayesi. Genç yaşta çocuklarını denizde kaybetmenin acısını yazar öyle edebi bir dilde aktarmış ki onların yerine kendinizi koymadan yapamıyorsunuz. Yaşadıklarına üzülüyorsunuz bir de yaşayamadıklarına. Kimsesiz olduğu düşünülen bir çocuğu evlat edinme sürecini anlatıyor kitap genel olarak. Küçük bir yerde yaşamanın dezavantajlarını iliklerine kadar hissediyor çiftimiz. Bir yandan Mesude için sevinirken bir yandan da Zilha için üzülüyorsunuz. Keşke farklı bir yolu olsaydı.. keşke bu kadar zor olmasaydı.
Aile dinamiklerini çok güzel anlatan bir eser. Ayrıca az sayfalı olması nedeniyle bir solukta bitirebileceğiniz güzel bir kitap. Balıkçı ve Oğlu