ℜyhn

ℜyhn
@Ryhnckmk
Susarak anlatmak istiyorum her şeyi ツ
523 okur puanı
Ocak 2020 tarihinde katıldı
"Çukurova Kâbusu"
Puan vermedi·102 syf.·
2020 121. kitabı
Spoiler içerir dememe gerek yok sanırım çünkü kitabın arkasında zaten olay açık şekilde anlatılmış; Hasan annesi Esme'yi öldürüyor. Peki neden ve nasıl? 9 yaşında bir çocuk neden deli gibi sevdiği, bağlı olduğu annesini öldürür? Son günlerde okuduğum kitapların çoğu tesadüfi şekilde sonu belli olan romanlar oldu(Kırmızı Pazartesi, Bir İdam Mahkumunun Son Günü). Ve galiba bu şekilde olması daha cezbedici hâle getiriyor romanı. İçerik konusuna biraz değinecek olursak; Esme yazarın değimi ile "melek soylu, melek yüzlü, melek huylu bir kadın" ve böyle olunca da isteyeni çok oluyor. Halil de bu melek yüzlü kadının büyüsüne kapılıyor her ne kadar Esme istemezse de kadının duygu ve düşüncesinin zerre değerinin olmadığı bir döneme denk geldiği için ona zorla sahip olunuyor. Gel zman git zaman Esme'nin Hasan adında bir oğlu oluyor yani Esme için yeniden güneş doģuyor. Tabi işin içine Esme'nin aşığı Abbas girince ortalık mahşer yerine döner. Uzun lafın kısası bu aşk Halil, Abbas ve Esme' nin sonu olur. Yaşar Kemal o zamanın Çukurova'sını şu cümleler ile özetler:" Çukurova insanları gittikçe zalim, kötü, sevgisiz oluyorlarmış... Dost diyecek hiç dost kalmamış. Herkes herkesin gözünü oyuyormuş, beş kuruşa insan babasını öldürürmüş" ve içimden bir ses sadece Çukurova mı diye sorar... Aslında çoğu yerde sinirlenmedim değil, çok fazla küfür vardı özellikle güzelliğini övüp durduğu Esme ile ilgili onca küfür sinir bozucuydu. Tabi Yaşar Kemal'de haklı kadının değeri var mıydı ki, insanlar olan biten tüm günahın yükünü Esme'ye değil de kime yükleyeceklerdi. Hasan, dünyanın en masum, dünyanın en büyük canavarı. Esme dünyanın en ahlaklı, dünyanın en ahlaksız kadını.Neydi bizim toplumun sloganı" Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.."Yaşar Kemal yılan metaforu üzerinden toplumun akıtmış
Edebiyat
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Coğrafya kader midir????"
Puan vermedi·160 syf.·
2020 105. kitabı
"Dünya bir penceredir her gelen baktı geçti." Varoluşu Sartre, Kierkegaard, Heidegger, Camus, Nietzsche'den okumuş olan bizler için Livaneli'nin bu sözü basit gelebilir fakat yeterli bir cümle bence ."Ben bir insandım" bu cümleyi açıklamaya kelimeler yetmez ancak yaşanmışlıklarla harmanlanabilir. Peki Ortadoğu'nun bitmek tükenmek bilmeyen hırsını, ihtirasını tek bir kelime ile (HARESE) özetlemesine ne demeli. Gelgelelim Huzursuzluk kitabına. Livaneli'nin birçok kitabını okumuş olan ben, son kitabında daha fazla derinlik aramış olsa da okunmaya değer bir kitap olarak değerlendirebilirim. Özellikle Ezidiler yani kelamın çocukları hakkında merak uyandıracak bilgiler edindim. Mesela marul ve mavi korkusu,Güneş Tapınağı, Melek Tavus inanışları. Peki gökyüzü ve denizin mavinin her tonunu taşıdığı bir dünyada nasıl olurda maviden kaçılır? Konusuna biraz değinecek olursak İstanbul'da gazetecilik yapan İbrahim'in Hüseyin ve Meleknaz'ın imkansız olarak gördüğü aşkının peşin sıra aynı imkânsızlığın girdabına sürüklenmesi ile başlıyor. Sonrasında Hüseyin'in hayatı içinde kendi hayatını sorgulayan İbrahim ile birlikte kaybolabilirsiniz. Livaneli diğer romanlarında olduğu gibi yine bizim görüp de sessiz kaldığımız konulara değinmiştir. Ortadoğu'nun en insafsız yüzünü, vatansızlıģı, ölümü, Ezidi kızlarının bir paket sigaraya satılmasını içimizi burkan bir şekilde ele almıştır. “....merhamet de zulmün bir parçası; ne bana acıyın ne de çocuğuma. Merhamet zulmün merhemi olamaz!” Meleknaz'ın bu sözleri kalbi derinden etkiliyor. Ezidi kızı Meleknaz onca yaşanmışlıģın üstüne gözleri ile konuşmayı seçiyor. "Daha üzüm asması yaratılmadan sarhoş olanım ben Sen doğmadan önce aşkınla berduş olanım ben.” Hüseyin'in Meleknaz için yazdığı bu dizelere kalbimi bıraktım diyebilirim.
1000Kitap
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
"Bir insan zevk için kötü olmaz.."
Puan vermedi·118 syf.·
2020 119. kitabı
"Neden ve nasıl?" sorularının cevabını alamamış olsam da günüme anlam katan bir kitap oldu.. Kitaba başlarken "Kırmızı Pazartesi" de olduğu gibi sonu belli olan bir kitabı okuduğumu düşündüm, tek farkla; Gabriel Garcia Marquez nedeni ve nasılı kaleme almışken Victor Hugo bunu bizim uçsuz bucaksız hayal gücümüze bırakmıştır. Adını dâhi öğrenemediğim suçlunun yerinde olmayı istemezdim sanırım. Ölüme adım adım yaklaşmak ve bir umut kırıntısına dâhi sahip olamamak. 26 yaşında bu kitabı yazan Hugo açık bir şekilde idam cezasını,toplumun bunu eğlence haline getirip sirke gider gibi gidip izlemesini eleştirir. Ayrıca yer yer kendi anılarından, kendi rüyalarından söz eden Hugo'nun idam cezalarının etkisinde kaldığını da görebiliyoruz. İçerikten çok betimlemelere hayran kaldığım bir kitap oldu. Mahkeme sahnesinde bir an "Meursault" ile karşı karşıya geldiğimi düşündüm,acaba onun gibi varoluşa kayıtsız kalan bir karakter mi diye düşünürken tam tersi bir karakter ile tanıştım. Çünkü karakterimiz ölmek istemiyor ve bunun için türlü çareler arıyor. "Ölüm ruhumuzu ne hale getiriyor kim bilir? Onu ne hale sokuyor? Ondan aldığı ya da ona verdiği nedir? Onu nereye koyuyor? Etten gözler veriyor mu ona arada sırada, dünyaya bakması ve de ağlaması için?" kahramanımızın bu soruları aslında ölümden ne derece korktuğunun kanıtıdır. Sanırım en canlı sahne yazılmayan ama hepimizin zihninde kurguladığı son sahnedir. Kalabalık halk meydanda toplanır ve ipten atlayacak olan cambazı bekler gibi giyotinin bir ruhu bedeninden ayırışını izler. Saat Dört Kalem sustu Kağıt sustu Ve sonsuz yolculuk başladı...
1000Kitap
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Can Yayınları · 2019152,3bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2020 108. kitabı
" Bugün annem öldü"cümlesinden sonra daha derin duygular beklerken Meursault'un umursamaz tavrı biraz afallamama neden oldu.Okumaya devam ettikçe baş karakterimizi o kadar benimsedim ki Marie'ye söylediği"seni sevmiyorum ama istiyorsan evlenebiliriz"tarzındaki cümlesini dahi garipsemedim.Çünkü o, kesinlikle hayatta hiçbir şeyi umursamayan bir karakter.Kitabın adından da anlayacağınız üzere Meursault çevresine, annesine hatta kendi benliğine dahi yabancılaşmış biri. Aslında Meursault bir varoluş savaşı vermiyor kendi benliğine dair çoğu şeyi unutmuş.Her söylenen fikri aynı kayıtsızlık içinde kabul etmesi özgün bir fikri olmadığı düşüncesi uyandırıyor.Kıtaba devam ettikçe durumun bu olmadığını anlıyorsun o, her şeyden emin isteklerinden, yaşadığından hatta ölümünden. Bunu papazla arasında geçen diyaloglarda net bir şekilde görebiliriz. Varoluş savaşı vermediğini düşündüğümüz Meursault bir öfke patlaması ile Egzistansiyalizmi dine karşı bir tez olarak ileri sürer. Sanırım beni en fazla içine çeken bölüm mahkemedeki yargılamalar. Bir yandan savcının yerinde olup bu umursamaz adamı suçlu bulurken öte taraftan sırf annesinin cenazesindeki umursamaz tavrından ötürü dışlanmasını yanlış buldum. İkircikli duygulara kapıldım diyebilirim. Suç olan neydi?Meursault ne için yargılanıyordu? Bu yargılamalar adalet anlayışına ya da inan ölçülerine uygun muydu? Sözün kısası Camus her satırda "hiçliği" vurgulayarak yüceltmiştir.
1000Kitap
YabancıAlbert Camus · Varlık Yayınları · 1994137bin okunma