Margaret Mitchell'ın ölümsüz eseri Rüzgâr Gibi Geçti, bir aşk hikâyesinden çok daha fazlasıdır; bir çağın kapanışını ve her şeye rağmen hayatta kalmaya yemin etmiş bir kadının destansı öyküsünü anlatır. Roman, okuru Amerikan İç Savaşı'nın yıktığı Güney eyaletlerine götürür ve edebiyatın en unutulmaz karakterlerinden biri olan Scarlett O'Hara ile tanıştırır.
Hikâyenin başında Scarlett, zenginliğin ve güzelliğin verdiği şımarıklıkla yaşayan, her istediğini elde etmeye alışkın genç bir kadındır. Tek takıntısı, kaybetmek üzere olduğu eski dünyanın sembolü olan nazik ve hayalperest bir aristokrattır. Ancak savaş, bu konforlu dünyayı yerle bir eder. Açlık ve yoksullukla yüzleşen Scarlett, o meşhur yeminini eder: “Bir daha asla aç kalmayacağım!” İşte bu an, o şımarık kızın öldüğü ve yerine hırslı, pragmatik ve hayatta kalmak için her şeyi yapabilecek Scarlett’in doğduğu andır.
Onun bu yeni ve acımasız ruhunu anlayan tek kişi ise alaycı, zeki ve kuralları hiçe sayan Rhett Butler’dır. Rhett, Scarlett'in toplumsal maskesinin ardındaki gerçek gücü gören tek adamdır. İkisi de bencil, tutkulu ve ait olmadıkları bir dünyada ayakta kalmaya çalışan iki yalnız ruhtur. Aralarındaki çekim ve çatışma, romanın ateşleyici gücünü oluşturur. Ancak Scarlett’in geçmişe olan saplantısı, yanı başındaki gerçek ve fırtınalı aşkı görmesini uzun süre engeller.
Rüzgâr Gibi Geçti, sadece bir aşk romanı değil; yıkılmış bir medeniyetin külleri üzerinde yeniden doğmaya çalışan, ahlaki sınırları zorlayan güçlü bir kadının portresidir. Eğer karakterlerin zamanla nasıl dönüştüğünü gösteren, tarihle iç içe geçmiş, büyük ve unutulmaz bir hikâye okumak istiyorsanız, bu kitap tam size göre.