Bazı kitaplar yalnızca bilgi vermez, insanın içine ayna tutar. “Beyaz Zambaklar Ülkesi” tam da böyle bir kitaptı benim için. İkinci kez okudum seneler sonra.Satırları okudukça hayranlıkla karışık bir sarsıntı yaşadım yine. Çünkü bir ülkenin nasıl ayağa kaldırıldığını, cehaletin nasıl karanlıktan çıkarıldığını, halkın nasıl bilinçle büyüdüğünü gördüm. Ve sonra ister istemez kendi ülkemle kıyasladım. İçim burkuldu.
Kitapta anlatılan Finlandiya, geçmişte savaşlarla yıkılmış, eğitimsizlikle mücadele eden bir ülkeydi. Ama bir grup idealist insan, halkı ayağa kaldırmak için var gücüyle çalıştı. Öğretmenler, askerler, din adamları, sanatçılar, çiftçiler… Hepsi bu uyanışın bir parçası oldu. Herkes elini taşın altına koydu. Ve sonunda karanlıktan bir beyaz zambaklar ülkesi doğdu.
Bizde ise hâlâ aynı döngülerde savruluyoruz. Eğitimin içi boşaltılmış, liyakat değersizleştirilmiş, ahlâk ve sorumluluk sadece nutuklarda var. Yönetenle yönetilen arasında derin bir uçurum var. Ve en acısı, toplum olarak geleceğe dair umutlarımız gün geçtikçe soluyor.
Üzüldüm çünkü biz de aynı umudu taşıyabilecek bir halkız. Aynı potansiyele, aynı mücadele ruhuna sahibiz. Ama birlik ve bilinç eksik. Samimiyet eksik. Ve belki de en çok, idealist insanlara ihtiyaç var. Ülkesini çıkar gözetmeden seven, halk için çalışan, doğruyu söylemekten vazgeçmeyen insanlara…
“Beyaz Zambaklar Ülkesi”, sadece bir ülkenin dönüşüm hikâyesi değil, aynı zamanda “Biz neden başaramıyoruz?” sorusunun da yankısı oldu içimde. Ama hâlâ geç değil. Eğer bir ülke değişebildiyse, bir başkası da değişebilir. Yeter ki biz de kendi zambaklarımızı yetiştirmeye cesaret edelim.