— Sayın Teğmen Zverkov! Şunu bilmenizi isterim ki, gösterişli laflardan ve bunları
edenlerden, birilerinin elini eteğini öpmeye çalışanlardan hiç de hoşlanmam.
Bu sonbahar yine hüzünle geldi
Ellerim yine sensiz
Kalbim yine sensiz
Başımda bir duman buram, buram sensizlik kokan.
Ağaçlar yapraklarını dökerken
Bende içimi döküyorum sana
Anlarmısın beni
Dinlermisin sesimi uzaklardan geldim
Güneş rengini almış teninden
Bende senin arzularınla yanıyorum
Bir içim su verenim yok
Sensizlik kötü bir kader gibi geçmiş boynuma.
Düşlerim çok karanlık
Yürüyüşüm eskisi gibi değil
Omuzlarımda dünyanın yükünü taşıyorum.
Yolum uzun belkide çok yakın
Sensizlik başımı döndürüyor
Karabasan gibi uykularım
Saatler aleyhime işliyor
Zaman yiyip bitiriyor
Sahi ne zaman büyüdük biz
Ne zaman çoluk çocuğa karıştık
Ne zaman kaybettim sevdiklerimi
Neşe dolu soframız ne zaman sustu.
Yıllar serap gibi çabucak geçti.
Çevremde kimse kalmadı
Arkadaşlar dostlar bir bir gittiler
Hele Annem giderken benden aldı götürdü.
Şimdi beni sırça saraylarda yaşatsanda istememki
Yerinde yeller esen sevdiklerim olmayınca
Kalbime ruhuma ferahlık veren nefesin olamayınca
Bana Dünya zindan ey sevgili sen olmayınca.
İnsanlar bazen çiçek gibidir.
En yakınındaki çiçeği görmez
Sonra gider bir dikene tutunur,hep kanatır elini ayağını
Sonra bir yağmur bir fırtına eser.
Ne kadar birikmiş sevgi varsa alıp götürür.
Çok gizemlisin bahçende çiçek açmama izin vermiyorsun.
Buruk yüreğimi yerlere atıyorsun.
Kırılmış kolum kanadım
Hiç görmüyorsun.
Bahçende açan çiçekten haberin yok.
Hep başka yerlerde arıyorsun
Ey benim uslanmayan kalbim
Gelip gelip senin bahçende açan çiçeğim.
Senin bahçende seni bekliyorum.
Soldurduğun çiçeğime bir su ver.
Kalbimi merhametine muhtaç etme ne olur
Ah virane ah biçare çiçeğim ,senin bahçende solan sevgim.