Okumayanlar için, spoiler içeriyor!
Kitabı beğenme ile ilgili yorum bir çok incelemede gördüklerime benziyor doğrusu. Kitabın başlangıç cümlesindeki alıntıyla güzel bir kitap olacağını düşünerek hızlıca okumaya başladım.
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu…” diyor kitapta. Tekrar tekrar okuyup hayatını gözden geçirmen ve hatta her anında bunu kendine tekrar etmen gerekiyor gibi hissetmiştim. Kitapta da bitirirken, tekrar ilk cümleleri düşündüm… Gerçekten de hayatının en mutlu anıymış o anlar…
Sonrasında geçen sekiz yılı, Dostoyevski’nin ruhsal betimlemelerindeki yoğun hissettiğimiz darlanmalar gibi Füsunlarda geçiyor. Hayatı duruyor, odağı donuyor, yoğun bir aşk bataklığında saygıyla sevdiğini bekliyor. Nasıl bir karakter olabilir ki diye düşünürken sıkıcı bir evre olsa da, ruhen boğulsam da kitap akıcı bir şekilde okunuyor doğrusu. Bu evrelerde kitabı beğenmediğimi düşünüyorum tabii :)
Sonrasında hikayenin gidişatı değişiyor ve gerçekten Füsun ona dönüyor… Okuyucuyu tekrar kitaba bağlayan bu gelişme sonrasında beni en çok Füsun düşündürmeye başladı onu yazmak istedim. O sekiz yılda Füsun’un snob duruşu, mesafesi; Kemal’e dönerken yine aynı şekilde duruşu, netliği, donuk bir şekilde beklentilerini sunması ama yer yer duygularını göstermesi… Bunlar satır aralarında kalmış Füsun dünyasını açıyor okuyucuya aslında.
Evlilik için sunduğu istekler ve yolda giderken yine düşünceli haliyle gidip gelen hallerinde “Bu kızda hala çözemediğim bir şeyler var” dedirtti.
İstekleri gerçekleşmeyen, sevilirken sakınılan kişinin hayallerinden uzak tutulma çabasını fark eden kızın kendi isteğiyle kendi hayatına