İsmaili felsefesi, bir yandan Sufizm'le, diğer yandan Safevi dönemi Şii İran'ında felsefenin sonraki çiçeklenmesiyle derin bağlar kuran, İran'daki felsefi düşüncenin önemli bir tezahürüdür.
Sorun, onun (Eichmann) bir canavar olması değil, korkutucu derecede normal olmasıydı. Bu normallik, herhangi bir suçlunun işleyebileceği suçlardan çok daha dehşet vericiydi. Çünkü bu kişi, yaptıklarının ne anlama geldiğini düşünme yetisinden yoksundu. O sadece bir 'memurdu' ve emirleri uyguluyordu. Kötülük, derinliği olan bir şey değildir; o bir mantar gibi yüzeyde yetişir ve düşünce ondan uzaklaştığı anda tüm dünyayı sarabilir.
Lynn Picknett ve Clive Prince'e göre, "Tarihi klişelerin ötesinde bakıldığında" Kopernik ile başlayıp Newton ile bittiği düşünülen bilimsel devrim aslında Hermetik bir devrimdir.
Yani bilim, doğrudan okült dünyadan yükselmiştir. Tüm önemli oyuncuları, sadece Hermetica'nın verdiği esine değil, onun yaratılış modeline de dayanmıştır. Açıkça söylüyorlar zaten; Hermes Trismegistos olmasaydı bilim çağına asla ulaşamayabilirdik. Aslında bu kitabın önsözünde ve son bölümünde açıkça söylenen şu: Aydınlanma ve bilimin doğuşun da okültizmle bir bağ olduğuna göre, bundan sonra da ancak o bağla birlikte var olabilir.