Mehmet ŞirinBaba

Mehmet ŞirinBaba
@SIRINBABA01
İstanbul Üniversitesi - Felsefe
12 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
Ahlak bekçileri ve kendini geliştiremeyenlere kısa not
Ne yazıp ne yazmamalı, nerede konuşup nerede susmalı, kimler dost, kimler düşman, nasıl anlamalı? Entelektüel kimlere denmeli? İçi boş romantizm batağında debelenen çok konuşup ama hiçbir şey anlatmayan, suya sabuna dokunmadan pısırıkça ve korkakça tavır alanlar entelektüel olabilir mi? Kişisel çıkarlarını ön plana koyup aman ne olacak yıllarca başkaları yedi biraz da biz yiyelim dedikten sonra bir taraf dini, diğer taraf Atatürk'ü kullanıyorsa bu hangi dine hangi namusa hangi adalete hangi vatanseverliğe yakışır? Tek bir kitap, tek satır şiir, hatta gazete bile okumayanlar neleri nasıl bilecekler? Kitaplara ,araştırmaya, eleştirmeye, sorgulamaya ne gerek var değil mi, nasıl olsa Google üniversitesi var sor ona herşeyi anlatsın sana(!) Kendinizi oradan ispat edin. Nasıl olsa biz herşeyi biliyoruz, merak ediyorum bu sadece bizim toplumumuza mı özgü bir durum? Bilmeyenlerin bilenleri susturduğu, sindirdiği, baskıladığı, küçük gördüğü bir toplumda adam kayırmacılık ve torpil ön planda olur, böylece tüm yapılar, kurumlar olumsuz etkilenir. Bu adam kayırmacılık, bu torpil bu görmezden gelmeler entelektüel aydın tavrı değildir. Bu tavır iki yüzlülerin, kokuşmuşların, karanlığın, kötülüğün, tavrından başka birşey değildir. Entelektüeller aydınlığın tarafında karanlıklarla savaşır yılmazlar, eğilip bükülmezler. Çıkarları için, ihale kapmak, köşeyi dönmek için kendi reklamlarını yapmaya ihtiyaç duymazlar. Zor zamanlarda ortaya çıkarlar, görünür olmak için değil göstermek için! Okuyan, araştıran, eleştiren sorgulayanlardır. Kahve köşelerinde ve sosyal medya da ağız dalaşı yaptığını, her önüne gelene istediği gibi kaba saba konuştuğunu göremezsiniz. Kendini ve haddini bilenler zaten böyle davranmazlar. Küçük burjuva hastalıkları, üsten bakmaları, küçük görmeleri, sarkastik
Deneme
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Herşeyi bilme becerisi
Google ve TDK harika birşey! Öyle ki siz günlerce,haftalarca,bazen aylarca bir konu hakkında kitaplar,makaleler okur,araştırmalar yaparsınız fakat tek bir gazete dahi okumamış/okumayan birileri çıkar Google ve TDK ile size haddinizi bildirir!O sebeple yaşasın Google üniversitesi!
Duygu ve Düşünce
Gökyüzü hırsızları
Kaç kişi kafasını kaldırıp gökyüzünü izliyor, o güzel maviliğin, maviliğinin güzelliğini kaç kişi merak ediyor? Bulutların dansını, güneşin yaşam saçan güzelim ışığını, gece parıldayan milyarlarca yıldızları, Ay'ın tarifsiz şekillerini ve aydınlık yüzünü kaç kişi merak ediyor? Sahi göç eden leylekleri izlerdik artık aklımıza gelmiyorlar mı ? Hatırlar mısınız, gökyüzünde uçurtmalar vardı. Rengarenk mavi, kırmızı, turuncu, pembe, sarı, siyah hatta gazete kağıtlarından yapılan uçurtmalar da vardı. Uzun püsküllü kuyruklu uçurtmalar... Günler öncesinden hazırlıklar yapılır, kasnak dediğimiz iskelet için kargılar, çıtalar aranır, bulunur, uygun biçimde kesilir, biçilirdi ve yapım aşamasının en ince ayarı olan terazisine almak için ince ince ayarlamalar, hesaplamalar yapılırdı. Artık geriye doğru zamanda, doğru yerde, doğru rüzgarı beklemek kalıyordu. O gün gelip çattığı zaman gökyüzü rengarenk uçurtmalara keserdi. Renkli uzun parlak kuyruklar hışır hışır ederek gelinlik gibi süzülürdü gökyüzünde. İzlemeye doyamazdık, uçurmanın keyfi ise bir başka olurdu. Küçük bir el hareketiyle gelene geçene selam verirlerdi sanki. Uzun saatler göklere bakar, kendi yaptığımız uçurtmalarla övünür, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık. Yorulunca ha gayret toplar, sağına soluna kuyruğuna bakardık. Rüzgardan zarar görmüş yerlerine bantlarla yamalar yapardık. Bir dahaki gökyüzü maceralarımız için hayaller kurar, daha güzel rüzgarları beklemeye koyulurduk. Evin en güzel köşesinde dururdu renkli uçurtmalarımız. Hayallerimizin gökyüzü çalınmamış rengarenkti. Bunlara çocuksu deneyimler demeyin ve eminim sizlerin de uçurtmalar ile anılarınız gözlerinizin önüne gelmiştir. Yediden yetmişe kadın erkek güzelim uçurtmaları izlemiş, uçurmuş, ya da yapımında yardım etmiştir. Hiç uçurtma uçuran birinin
Deneme
Savaş ve Masumiyet
Ne yazık ki gündem devamlı bizleri mutsuz ve gün geçtikçe daha da umutsuz ruh haline sokuyor. Bu yazı ne politik bir yazı ne bir makale ne de profesyonel bir köşe yazısı sadece deneme, sorgulama, kendi kendime düşünme ve anlamaya çalışma çabasının dışa vuran anlatısı. Gönül ister ki daha keyifli denemeler, anılar, anlatılar yazayım fakat gündem buna izin vermeyecek kadar karanlıklar içine batmış ışık yaratmaktan aciz yolunu kaybetmiş uzay gemisi gibi önümüzde salınıp duruyor. Yazıyı sabah okuyup romantik bulanlar için bir de gece yatmadan önce okumalarını tavsiye ediyorum ve lütfen eleştirmeyi unutmayın. Dün akşam bir TV kanalında soruları yanıtlayan İsrail'in Ankara büyükelçisi hanımefendi tüm sorulara kendi ülkesinin ne kadar temiz ve ne kadar meşru olduğunu anlatıyordu, sanki her yapılan 'insanlık için yapılıyordu' tek bir toz dahi kondurmadı zaten başka birşey beklemek saflık olurdu. Dinlerken Thomas PIKETTY'nin Kapital ve İdeoloji kitabının girişindeki bir söz aklıma geldi, şöyle diyor PIKETTY "Her toplum eşitsizliklerini meşrulaştırmak zorundadır." İsrail'in Ankara büyük elçisi hanımefendi tam da bu şekilde savaşı meşrulaştırmak istiyordu. Sakın İsrail suçlu ama Hamas değil diyormuşum gibi algılanmasın, yayılmacı Emperyalist bir savaş masumların(bebeklerin, çocukların, kadınların, kedilerin, köpeklerin, kuşların) acımasızca öldürüldüğü, katledildiği savaş meşru değildir hiçbir savunması olamaz. Tek kazanan kapitalizm ve emperyalizmin güç odaklarından başkası olmayacaktır! Imannuel Kant "Ebedi Barış Üzerine Felsefi bir Tasarı kitabında "İçerisinde gizlenmiş bir madde yer alan, gelecekte savaşa neden olabilecek bir antlaşma, barış sözleşmesi olamaz."der ve şöyle devam eder, "Düşmanlıkları erteleyen böylesi bir durum barışı değil, yalnızca kısa süreli ateşkes
Hayat ve İnsan
Güzel kaybedelim
Kimse ne olduğunuzda ilgilenmeyek daha çok ne olmadığınızla ilgilenecekler akıl verecekler susmayacaklar,yargılayacaklar. Aynı yollarda yürümedikleriniz,aynı acıları,mutlulukları paylaşmadıklarınız umutlarınızı yerden yere vururlar. Bunlar umut kırıcılardır. İçinizde ki derinliği anlayamayacaklar. Şunu yap, bunu yapma,yapmasaydın,neden böyle davrandın,yanlış yaptın diye kendilerine göre ahkali roller biçecekler. Karanlık çöplüklerde pusuya yatmış aç kurtlar gibi bekleyecekler fırsatını buldukça saldıracaklar. Keskin dişleriyle yüreğinizden küçük büyük kanlı parçalar koparacaklar her koparılan parçada olgunlaşırsınız olgunlaştıkça aç kurtlara alışır güler geçersin bırakın koparsınlar her koparılan parçada daha çok büyürsünüz. Aç kurtlar taklit hayatlar yaşarlar kendileri olamazlar,kendi olamayanlar kendini kazanamayanlar dünyayı kazansalar ne çıkar, kendini kazananın dünyası büyüktür kendimizi kazanmaya bakalım ,zira kendini kazanamayanın başkalarıyla problemleri vardır. Başkasının umudunu kıranlardan olmayın varsın kaybedelim güzel kaybetmekte kazanmaktır biz güzel kaybedenlerden olalım. Özdemir ASAF'ın dediği gibi... kendi bahçesinde dal olamayanın biri girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor Ağaçlık taslayanlara aldanmayın onlar zehirli otlardır.
1000Kitap