İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum
filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu
doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var
olacaktır...
İnsanlar niçin böyle yaşıyorlardı? Niçin bazıları iyi bazıları kötüydü? Niye
bazıları mutlu, bazıları mutsuz? Niye bazılarından herkes korkar da
bazılarından kimse korkmaz? Niye bazılarının çocukları var, bazılarının yok?
İnsanın mutlu olması ve bu mutluluğu başkalarına
da vermesi bazen ne kadar kolay oluyor! diyordu. Hep böyle, evet tam o anda
olduğu gibi yaşamalıydı insan. Ama gerçek hayat bu değildi. Mutluluğun
yanısıra, peşini hiç bırakmayan, insanın ruhunu, bütün hayatını allak bullak
eden felâketler, mutsuzluklar da vardı.
İnsan yalnız olunca neler neler düşünür..
gerçekleşmemiş hayallerini, uçup giden yıllarını, ilk aşk maceralarını... O pek
gerilerde kalan yılları, erişilemeyen ve erişilemeyecek olan bir isteği
hatırlamak, düşünmek de hoş bir şeydi. Niye böyle olur? Bunu da bilmez
insan. Ama zaman zaman bunları düşünmekten, o günleri yeniden yaşıyor
gibi olmaktan hoşlanır.