Hayırsız otlarla, kılıçtan keskin buzlarla, asla erimeyen karlarla kaplı uçsuz bucaksız iştah diyarında yaşarmış açlık tanrısı Fames. O kadar zayıf, o kadar zayıfmış ki, uzaktan bakıldığında bir kemik yığınını andırırmış. Isırılmaktan parçalanmış, soğuktan morarmış dudaklarından hayalini kurduğu yemeklerin isimleri dökülür; feri kaçmış, etrafı simsiyah harelerle kuşanmış keskin bakışlı gözlerinde açlığın ıstırabı okunurmuş. Yüzü sapsarı, derisi kupkuruymuş. Saçları, kemirilmekten diken diken, kırpık kırpıkmış. Parmakları, emilmekten incecik kalmış. Zaman zaman kendini yemeye teşebbüs ettiği için vücudunun her tarafı diş izleri ile doluymuş.
Fames'in nefesi, çürük yumurtadan beter kokarmış. Bunu bir kez koklayan, bundan böyle hep aç gezermiş. Fames'in nefesi ile zehirlenenler, ne kadar yemek yerlerse yesinler, asla doymazlarmış. Onlar yiyecekleri, açlıkta onları kemirirmiş. Çünkü doymak bilmeyen mideleri değil, gözleriymiş.
Her fal çeşidi geleceği görmek ister. Sadece görmek yetmez; Bir de görebildiğine inandırmak gerekir. (Örnek: Tanrı Apollon, Kassandra'ya falcılık yeteneği vermişti. Ama Kassandra evlenme teklifini geri çevirince, Tanrı Apollon onu, "gördüğüne inandıramamak" la cezalandırmıştı.)
Kıyamet günü yerden çıkacak olan hayvan. Bir boğanın kafasına, bir filin kulaklarına, bir devenin ayaklarına, bir sırtlanın kuyruğuna sahiptir. İnananların yüzlerini beyaza, inanmayanlarınkini siyaha boyayacaktır. Renklerle birlikte, iyiler ve kötüler de görünür olacaktır.
Cadı Hansel'i fırında pişirmeden önce onun iyice semirdiğinden emin olmak istiyordu. Her sabah çocuğun işaret parmağını kontrol ediyordu. Ama parmak hep kemikli ve incecikti. Çünkü Hansel cadıyı kandırmak için parmağının yerine bir ağaç dalı uzatıyordu. Cadının gözleri iyi görmediğinden bir türlü Hansel'i yiyemiyordu.