Aşktan yana yaralı birinin aşkı yeniden bulması pembe balonlu ve havai fişekli bir kutlama değildi. Yara almış, kanamış ve kabuk bağlamış bir yüreğin yeniden aşka düşmesi, ateşlerde yanmasaydı. Korkuydu, kaygıydı, öleceğini bilse bile ışığa uçan pervane gibi kadere teslim olmasaydı. Yaralı yürek ışığa ne diye çekildiğini anlamıyordu en önce, mazeretler üretiyordu. Aşkı sindirmek kolay mesele değildi; ruhta saflık kalmamışsa...
Şeytan insan gibiydi. İlk bakışta ayırt edilmesin diye, gören anlamasın diye insan suretlerini ele geçirerek yapardı kötülüğünü. İnsanın önce nefsinden başlardı ele geçirmeye. Sonra inançlarını köreltir, doğrusunu yanlışını birbirine dolandırır ve en nihayetinde onu kölesi ederdi.