Fantastik tarzda yazılmış bir masal gibi diyebilirim Mahrem için. Kitapta ana hikaye arasina sıkıştırılmış ara hikayeler de var. Aralarında geçiş yapmak ara ara konuda kopmalar yapsa da elimden bırakmadan bitirmeyi başardım çok şükür.
Kitapta küçük bir kız çocuğunun uğradığı taciz sonucu kendini sürekli yemeğe ve ardından kendini kusmayla rahatlatması, yaşadığı travmanın bütün çocukluğunu ve gencligini etkilemesi, aldığı kilolar yüzünden kendinden utanması, çevredeki bakışların ve toplumsal baskının rencide edişini açık bir dille okuyabilirsiniz. Ha bir de cüce sevgili Be-Ce var. Ama toplum baskısı yüzünden sadece evlerinde yaşayabiliyorlar aşklarını.
Kitabı okuyunca dedim ki "lanet olsun el-aleme de çocuğunu yetiştirmekten aciz ana babaya da."
Sürekli el alem yüzünden susturduğunuz, şiddet gösterdiğiniz, güvenmediğiniz çocuklar kendisini koruma gücünü hissedemiyor. Sürekli artan bir pedofili var. Kocaman dünya dar geliyor kötülük piyonları yüzünden. İşin kötü tarafı ise cocuklarimizi kime karşı koruyoruz. Artık anne, baba, abi, amca, dayı... hepsi şeytan olmuş. Ne ara bu kadar merhametsiz, vicdansız olduk. Ne ara içimizdeki Allah korkusunu rafa kaldırdık. Aklım almıyor, hiç bir zaman da almayacak.
Öyle güzel ki uçmak... Öyle güzel ki tüyden hafif, uçurtmadan serseri, buhardan oynak, toz zerresinden kıvrak, kar tanesinden savruk olabilmek gök kubbede. Niyetim daha, daha da yükseklere çıkmak. Niyetim gıpgri gökyüzünde fersah fersah yükselip sapsarı güneşin gölgesine değerek, bembeyaz bulutların üzerine çıkıp bağdaş kurmak ve bir de oradan bakmak dünyaya. Çünkü bilmek istiyorum, aşağıda olup biten her şey görülüyor mu buradan bakıldığında? Merak ediyorum, arka bahçelerde sırlanmış sırlar, işlenmiş kabahatler, yarım kalmış oyunlar kaydediliyor mu satır satır, kelime kelime? Bilmek istiyorum, bir MAHREMiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın?