Sanki o yıllara gitmiş yaşamış gibi hissettirdi yazar. Kitabın dili akıcı. Belgesel tadında bir lezzeti var. Resullulah'ı ve sahabesini, zorlukta, kolaylıkta, yaşadıkları imtihanları ayetlerle anlaşılır bir şekilde anlatmış müellif. İnanan biri için duygulanmamak mümkün değil. Sadece siyer tarzında değil tarihi, dini, sosyal ve psikolojik anlamda da yazılmış bir eser diyebiliriz. Her insanın hangi dinden inanıştan olduğu farketmeksizin okuması gereken bir kitap. Yazara teşekkür eder, saygılar sunarım.
Mekke'yi fetheden Muhammed (sallahu aleyhi ve sellem) devesinin üzerindeyken şehre girdi. Arkasında da Ensar ve Muhacirlerden oluşan büyük bir kalabalık vardı. Onların da arkasında diğer birlikler vardı. Şehre on bin kişiden müteşekkil savaşçı ile girdi. Fakat Mekke'ye girdiğinde fetih yapanların gururuyla girmedi. Düşmanlarına karşı zafer kazanmış havası taşımıyordu. Başını gururla havaya kaldırmamıştı. Eline kılıcını almış ve büyük bir zafer sarhoşluğu içerisinde de değildi. Bilakis şehre, devesinin üzerinde başını eğerek, secde ederek girmişti.
Tevazuyla ve ALLAH'a şükrederek girdi. Mekke'ye saygı ve hürmet ederek, buranın ALLAH katındaki değerini bilerek başını devesinin üzerine eğmiş olarak girdi. Bu sahne insanın içini titretiyordu. Bu sahne tüm dini manalarla ve yüce ahlaki değerlerle bezenmişti. Tarihte kesinlikle böle bir fetih sahnesi yaşanmamıştır.