Muhammed Ali Saltan

Hz. Ömer Gelince
٩٦. «عَجِبْتُ مِنْ هُؤُلَاءِ اللَّاتِي كُنَّ عِنْدِي، فَلَمَّا سَمِعْنَ صَوْتَكَ ابْتَدَرْنَ الْحِجَابَ)). 96. "Yanımdaki şu kadınların hâline hayret ettim. Senin sesini duyunca, Üstlerini başlarını düzeltmeye başladılar."198 Bu hadîs-i şerîfi aşere-i mübeşşereden Sa'd ibni Ebî Vakkãs radıyallahu anh rivâyet etmiştir. Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Kureyş kabilesine mensup kadınlarla konuşuyordu. Kadınlar Efendimiz'e yüksek sesle çeşitli sorular soruyor, sesleri Efendimiz'in sesini bastırıyordu. O sırada İki Cihân Güneşi Efendimiz'le görüşmek isteyen Hz. Ömer'in sesi duyuldu. Bunun üzerine kadınlar sus pus oldular, kendilerine çeki düzen vermeye başladılar. Hz. Ömer'in gelmesine izin veren Nebiler Sultânı Efendimiz gülmeye başladı. Hz. Ömer: "Allah seni gülmekten alıkoymasın yà Resûlallah!" dedi. O bu saygılı ifadesiyle Fahr-i Kâinât Efendimiz'in neye güldüğünü öğrenmek istiyordu. Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Şu kadınların hâline gülüyorum. Sen gelmeden önce pek rahattılar. Senin sesini duyunca kendilerine çeki düzen vermeye başladılar." Hz. Ömer Peygamber Efendimiz'e: "Ya Resûlallah! Onların asıl senin yanında kendilerine çeki düzen vermeleri gerekir" dedi. Kadınlara da "Ey nefislerinin düşmanları! Resûlullah Efendimiz'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekiniyorsunuz?" diye çıkıştı. Kadınlar: "Evet, senden çekiniyoruz.
Sayfa 213·Kitabı okudu
Muhammed Ali Ulupınar isimli okura yanıt verildi
Muhammed Ali Saltan
Öyle :)
Reklam
كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبٰى قُلُوبُهُمْۚ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَۚ (Müşriklerin) Verdikleri söze nasıl güvenilebilir ki? Şayet size galip gelselerdi, yakınlık bağını da antlaşma hükümlerini de sizin için gözetmezlerdi. Onlar dilleriyle sizi memnun etmeye çalışıyorlar, fakat kalplerinden geçen çok farklı. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir. Tevbe, 8
Sayfa 187
Muhammed Ali Saltan
لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ Bir mümin hakkında ne yakınlık bağına ne de antlaşma hükümlerine riayet ederler; işte onlar böyle sınır tanımaz kimselerdir. Tevbe, 10