Bu tarz tarihte insanlıkta yeni görülmüş bir şekil değildir. Veya başka şekilde ifade edilirse gerçekte egemenlik yalnız bir şekilde tecelli eder. O da bu egemenliğin sahibi olan insanların doğrudan doğruya bir araya gelerek yasama, yürütme ve yargı görevlerini bizzat yerine getirmeleriyle mümkündür. Ve söylediğim şey, efendiler, tarihte fiilen mevcut olmuş şeylerdendir. Tabii, araştırma sahibi olan arkadaşlarımız pekâlâ bilirler ki Roma'da, Sparta'da, Atina'da, Kartaca'da mevcut olmuş olan genel meclisler gerçekte bizim yaptığımız şeyleri yapıyorlardı efendiler! Kanun yaparlardı, memur seçerlerdi, yargılama yaparlardı, cezalandırırlardı. Ve her şey yaparlardı. Ve Roma'da dört milyon halk vardı efendiler! Bu dört milyon halk şaşılacak bir şekilde toplanırlar ve beş-on kişilik bir kabineden daha hızlı ve özellikle daha makul ve haklı bir şekilde; yürütme ve yargı ve yasama görevlerini yerine getirirlerdi. Fakat, efendiler! İkii bin yıl önce mevcut olan bu insanlığın gerçek arzusuna ve medeniyete ve şeriata uygun olan bu yöntemi birtakım despotlar çıkmışlar ve yıkmaya teşebbüs etmişler ve bin türlü entrikalar kullanarak insanlık toplumundaki bazı insanları kandırmışlar. Ve nihayet tarihin eski çağlarında mevcut olan bu güzel şeyler, tarihin orta çağlarında birtakım despotik krallıklara ve imparatorluklara dönüşmüştür. Dolayısıyla halk hükümeti denilen, bu açıkladığım nokta, bugün için ancak ve yalnız bizim şeklimizde tecelli ve uygulanabilir. Bundan başkası doğru değildir.
Sayfa 189 - Atatürk, Mustafa Kemal. Mütarekeden Zafere. 1. baskı. İstanbul: Can Yayınları, 2025.