Sina

Sina
Bazen... Başarı... Para, kupa kazanmak değildir... insanların yüreğine dağlanmaktır... damarında, kanında yaşarcasına...
Hakikatin Kayboluşu
8/10
·170 syf.·
2026 7. kitabı
İlk defa Agatha Christie okudum. Polisiye konusunda az bilgim olduğu için Beklenmeyen Misafir kitabında katil kimdi tartışmasından ziyade, okurken hissettiğim hakikatin kayboluşunu biraz anlatmak istiyorum. Çünkü bence tiyatro oyunu olarak tasarlanmış ve sonradan kitaba dönüştürülmüş metnin asıl anlattığı mesele bu olsa gerek. Sherlock Holmes’taki gibi hakikatin peşinden koşan dedektif ve polisler yerine açıkçası analizden yoksun bir güvenlik ve yargı bürokrasisi var karşımızda. Ve bir kişi düşünün ki inanılmaz bir akılla bütün olayları kendine göre kurgulayabiliyor ve insanları ikna edebiliyor. Hatta metni okuyan bizleri bile. Bunu Richard karakterinin yaşattıklarında da görebiliyoruz. Gerçeği çarpıtarak adaletin yerini bulmamasına yönelik kanıyı okuyoruz. Ve sistem hakikati bulmak yerine dosya kapatma motivasyonuyla yaklaşarak aslında çürümüşlüğünü gösteriyor. Çürümüş bir sistemde bedelini yine iyi insanlar ödüyor. Laura karakteri buna örnek. Bütün bu komploların, zulümlerin arasında kalmış ideal bir kadın. Öyle bir ideallikte ki sistem ona her türlü kötülüğü yapıyor; önce onurunu, sonra sevdiklerini elinden alıyor. İdeal bir kadının bunu hak ettiği izlenimi oluşuyor bu yüzden. Jan ise belki de en savunmasız karakter. Güçsüz ve iyi insanların üzerine bir canavar gibi geliyor mevcut düzen. Kimsenin hakikat için çabalamadığı, basmakalıp yöntemlerle ‘suçlu’nun belirlenip olayların ‘çözüldüğü’ bir durum ortaya çıkıyor. Kitap, “Gerçeğin feda edildiği bir düzende adalet gerçekten mümkün mü?” sorusunu ortaya atıyor ve bizi düşünmeye sevk ediyor.
Edebiyat
Beklenmeyen MisafirAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20245,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Güzel bir fikir ancak bu kadar kötü yazılabilirdi
5/10
·192 syf.·
2026 4. kitabı
Neden 5/10? Bu kitabı, bir sezonluk dizisi çekilen ve devamı gelmeyen "Sıcak Kafa" dizisinden sonra çok merak ettiğim için okudum. Çünkü bana göre mantıksal hatalar olsa da güzel kurgulanmış bir diziydi ve ilk sezonu heyecanlı bir yerde bitmişti. Potansiyel olarak José Saramago'nun Körlük kitabı kadar kaliteli ve sürükleyici olabilecekken yarıda bırakılmış bir metin olarak gördüm. Kitap tekrar kaleme alınsa çok çok daha güzel bir şey çıkabilir bundan eminim. Kitabın 2016'da yayımlandığını da belirtmeliyim. Yapay zekânın yeni konuşulmaya başlandığı sıralarda içinde yapay zekâ destekli bir dil algoritmasından tutun (yazar Afşin Kum 'un bilgisayar mühendisi olmasından dolayı büyük ihtimalle) tıp literatüründe tanımlanmamış ama çok güzel uydurulmuş ARDS hastalığına ve abuklayan insanlara kadar ilginç şeyler var. Ancak eleştirilere devam edecek olursam dünyanın dört bir yanına dağılmış bir virüsten bahsediyoruz fakat kitapta dünyaya yayılım, sadece virüsün araştırılmasıyla ilgili bölümde hissettirdi kendisini. Hâliyle okurken İstanbul'da yaşanan bir olay gibi gördüm. Anadolu'da ne olduğuna dair en ufak bir ibare yoktu. Yani kısacası daha derin bir şey bekledim. Ve derin bir şey çıkabilirdi. Ancak çıkmadı. O yüzden hayal kırıklığı oldu bende. Dizinin daha gelişmiş olduğunu söyleyebilirim. Orada en azından daha dolu bir hikâye var, daha çok gizem var, daha çok "umut" var. Maalesef dizinin yeni sezonu gelmeyecek ve kitap da zaten yazılmış durumda. Bu dizi ve kitabı, bilim kurgu severlerin beyninde kendi hikâyelerini tamamlamaları için bir fırsat olarak da nitelendirebilirim. Çünkü herkesin kafasında başka bir son gerçekleşebilir. Belki de yazarın istediği herkesin kendi k(abuğunda) kelimeleri yerleştirmesi ve kendine bir dünya inşa etmesidir...
Edebiyat
Sıcak KafaAfşin Kum · April Yayıncılık · 20161,888 okunma
İnsan Yerine Konmak (Uzun Bir İnceleme)
8/10
·270 syf.·
2026 3. kitabı
Bu kitabı okurken; içinde bulunduğum, deneyimlediğim insan ilişkilerini yeniden sorgulamaya başladım. Ya bu zamana kadar doğru kabul ettiğimiz ilişkilerin çoğu yanlışsa? Ya toplum olarak nosebo etkisiyle anormal olanı normal kabul etmişsek? Bu durumda birey olarak bana ne düşüyor? Kitaptaki bir alıntıyla bu sorulara yanıt vermek istiyorum; çünkü eser aslında gerçek anlamda 'Biz' olabilmeyi anlatıyor. Herhangi bir sorunu çözmek istiyorsanız kendinize şu üç soruyu sorun: 1) Ne yapabilirim? 2) Ne okuyabilirim? 3) Kime sorabilirim? -Jim Rohn (s. 220) Kitabın derdi Sen-Ben anlayışı olarak tanımlanan bir ilişki türü. "Sen bilmezsin, ben bilirim.", "Ya dediğimi yaparsın ya da sana gününü gösteririm.", "Dediğimi yap, yaptığımı yapma." gibi SEN odaklı cümleleri duymuşuzdur. Aynı şekilde buna karşılık olarak "Ben bilmem, ben bir şey yapamam.", "Ana-babamın sözü geçer, benim diyecek sözüm yok.", "Müdürüm öyle istiyor." şeklindeki BEN dilini de duymuşuzdur. İşte bu Sen-Ben anlayışı içerisindeki ilişkilerin sürekli olarak SEN ve BEN yarattığından bahsediyor. Hakikaten görmüyor muyuz etrafımızda, trafikte, apartmanda, çalıştığımız yerde... Trafikte yayaya yol vermeyen, yol BENim diyen ve SEN geçemezsin diyen anlayışı görmüyor muyuz... Sırada araya kaynak yapan, devletin bir kademesine akrabasını aldırmak için çeşitli hilelere başvuran ve bunu kendine hak görerek normalmiş gibi davranan insanları görmüyor muyuz... Bunlar benim aklıma gelenler, kitabı okurken sizin aklınıza kendi yaşadığınız olaylar gelebilir. Peki Doğan Cüceloğlu ne öneriyor bu konuda? BİZ anlayışını. Peki BİZ anlayışı nasıldır? Biz anlayışı trafikte arabayla giderken yayanın da bu yolda hakkı olduğunu bilir. Yaya gördüğü zaman yavaşlıyorsa yavaşlar ve o insanlara yer verir. Onları İNSAN YERİNE KOYAR. Kitabın
Duygu ve Düşünce
İçimizdeki BizDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20173,252 okunma
Okumaya değer mi? Nasıl okudum?
7/10
·556 syf.·
2026 1. kitabı
Bu incelemeyi yazdığım gün itibarıyla (19 Ocak 2026) bu kitaba binlerce inceleme yazılmış ve okunmuş. İncelemelere göz attığımda genel olarak açlık, sefalet, kapitalizm ve çıkarcı insanlar üzerine yoğunlaşıldığını fark ettim. Ben böyle bir inceleme yapmayacağım. Aksine kitabı okuduğumda çoğu insanın iyi olduğunu fark ettim (bkz. Çoğu İnsan İyidir ). Nedenini açıklayacağım ancak yine de genel bilgi vermeden incelemeyi bir bütün hâlinde sunamayacağım. John Steinbeck Kaliforniya’da ekonomik olarak orta direk, köken olarak Alman, İngiliz ve İrlandalı bir aileden geliyor. Babası yerel yönetimde çalışmış, annesi de öğretmenmiş. Memur çocuğu doğru bir tabir olur mu bilmiyorum ama yerelleştirmek istiyorum. 1902 doğumlu olan John Steinbeck çocukluğunda köylü ve çiftçilerin yaşamına yakından tanıklık etmiş. Dolayısıyla bunu eserlerinde de görüyoruz. Okumadım ancak "Bitmeyen Kavga" ve "Fareler ve İnsanlar" kitapları da doğrudan emekçi dediğimiz kesimin hayatlarını anlatıyormuş. İlk kitabı olan Altın Kupa ise bundan bağımsız. Çünkü Steinbeck 1930’larda Marksizm düşüncesiyle tanışıyor. Ancak kendisinin Marksist olduğunu söyleyemeyiz. Gerçi o zamanlarda iş verenler ve muhafazakarlar tarafından yazdıkları “komünist propaganda” olarak eleştirilmiş. Ancak kendisi hiçbir zaman propaganda yapmadığını, sadece insanların yaşadığı şeyleri yazdığını söylemiş. Açıkçası ben de okurken bazen bir mesaj içeriyor mu diye düşünmedim değil. Çünkü bazı bölümlerde insanların birleşmesi ve bu haksızlığa bir dur demesi gerektiği konusunda karakterlerin ağzından mesajlar veriyor. Evet kitapta bolca rezillik ve sefalet var. Sürekli bir göç hâli, bir yere gitme ancak varamama, Yoldaki kayıplar ve kazanımlar… İşte bunların haricinde benim en çok dikkatimi çeken şey. Karşılaştıkları insanların çoğunun iyi olmasıydı. Okurken kötülüğü
Edebiyat
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,7bin okunma
Okumadan ölmediğim için çok mutluyum
10/10
·456 syf.·
2025 12. kitabı
Bu kitap o kadar güzel ki her gün aklıma geliyor ve kafamdan çıkmıyor. Çok tartışmalı ve nasıl olabilir abi böyle bir şey diyeceğiniz her anda "sen de haklısın" diyeceksiniz kitaptaki yazılanlara. Hatta inanmayıp kendiniz araştıracaksınız. Ve göreceksiniz, çoğu insan iyidir. Bu kitabı öneren Cem Dizdar'a teşekkürler.
Edebiyat
Çoğu İnsan İyidirRutger Bregman · Mundi Yayınları · 2024409 okunma