Bu kitabı okurken; içinde bulunduğum, deneyimlediğim insan ilişkilerini yeniden sorgulamaya başladım. Ya bu zamana kadar doğru kabul ettiğimiz ilişkilerin çoğu yanlışsa? Ya toplum olarak nosebo etkisiyle anormal olanı normal kabul etmişsek? Bu durumda birey olarak bana ne düşüyor? Kitaptaki bir alıntıyla bu sorulara yanıt vermek istiyorum; çünkü eser aslında gerçek anlamda 'Biz' olabilmeyi anlatıyor.
Herhangi bir sorunu çözmek istiyorsanız kendinize şu üç soruyu sorun:
1) Ne yapabilirim?
2) Ne okuyabilirim?
3) Kime sorabilirim? -Jim Rohn (s. 220)
Kitabın derdi Sen-Ben anlayışı olarak tanımlanan bir ilişki türü. "Sen bilmezsin, ben bilirim.", "Ya dediğimi yaparsın ya da sana gününü gösteririm.", "Dediğimi yap, yaptığımı yapma." gibi SEN odaklı cümleleri duymuşuzdur. Aynı şekilde buna karşılık olarak "Ben bilmem, ben bir şey yapamam.", "Ana-babamın sözü geçer, benim diyecek sözüm yok.", "Müdürüm öyle istiyor." şeklindeki BEN dilini de duymuşuzdur. İşte bu Sen-Ben anlayışı içerisindeki ilişkilerin sürekli olarak SEN ve BEN yarattığından bahsediyor. Hakikaten görmüyor muyuz etrafımızda, trafikte, apartmanda, çalıştığımız yerde... Trafikte yayaya yol vermeyen, yol BENim diyen ve SEN geçemezsin diyen anlayışı görmüyor muyuz... Sırada araya kaynak yapan, devletin bir kademesine akrabasını aldırmak için çeşitli hilelere başvuran ve bunu kendine hak görerek normalmiş gibi davranan insanları görmüyor muyuz...
Bunlar benim aklıma gelenler, kitabı okurken sizin aklınıza kendi yaşadığınız olaylar gelebilir. Peki Doğan Cüceloğlu ne öneriyor bu konuda? BİZ anlayışını. Peki BİZ anlayışı nasıldır?
Biz anlayışı trafikte arabayla giderken yayanın da bu yolda hakkı olduğunu bilir. Yaya gördüğü zaman yavaşlıyorsa yavaşlar ve o insanlara yer verir. Onları İNSAN YERİNE KOYAR. Kitabın