İLK İNSAN VE DİN FİKRİ
Bir hayvan kadar özgür ve tümüyle sınırsızdır
( bir anlamda bir tür bebek uygarlıktır ) .
Bir araya toplanmış halde , bencilce güçleriyle , agresif güdülerini öldürüp yamyamlık ederek , cinsel dürtüsünü de panseksüellik ve ensest ilişkilerle boşaltır.
Ancak bu ilkel insanlar , ayrı ayrı sürüler ve klanlar halinde bir araya gelmeye başladıkları anda , açgözlülüğünün artık sınırlara, yani diğerlerinin karşıt isteklerine çarptığının farkına varmak durumunda kalıyor.
Uygarlığın en erken evresinde olsa bile, her türlü sosyal yaşam belli sınırlar çizilmesini zorunlu kılar ve her birey , bazı eylemlerin ya da olguların yasak ve olduğunu kabul etmek zorunda kalır.
Halklar, örfler , adetler ve ortak anlaşmalar devreye giriyor, her bir suç için bir ceza verilmesi talep ediliyor .
Ama yasaklanan olguların bilgisi ve cezaya karşı duyulan o korkular kısa süre içinde bilinç altına doğru kayıyor ve o ana kadar hayvan yaradılışında ki gibi belirsiz sınırları olan beyinde “üst benlik” adında yeni bir bölüm oluşturuyor.
Adeta bir sinyal cihazına benzeyen bu üst benlik , geleneklerin çizdiği sınırları aşmaması ve ceza almaması için bireyi zamanında uyarıyor .
Bu üst benliğin , yani vicdanın oluşmasıyla , uygarlıkla birlikte din fikri de baş gösteriyor.
Bir yandan her şeye muktedir olanın ilk örneği olduğu için en yüksek benlik ideali olması , öte yandan tüm korkuların yaratıcısı olarak bir korku figürünü temsil ediyor olması nedeniyle her şeyi gören ve her şeyi yapabilen bir “Tanrı baba”nın sözde varlığı , vicdan gardiyanlığıyla insanoğlunu tekrar takrar çizdiği sınırların içinde kovalıyor .
Bu kendini sınırlandırma , vazgeçiş , disiplin ve kendini ıslah etme durumuyla vahşi barbar insan , giderek medenileşmeye başlıyor. İlk çağlarında saldırgan olan