Gizemli kitaplarla alış verişim yok; ben ilgimi çeken, bana keyif veren, basit kitapları seviyorum. Kitaplardan tek beklentim bana keyif vermeleri, düzeyli bir biçimde bana hoşça vakit geçirtmeleri… . MONTAİGNE
Popülizmin durmadan nükseden paradokslarından en önemlisi,
bir yandan tüm elitlerin tehlikeli bir güç açlığıyla hareket ettiğini söylerken,
diğer yandan tüm gücü gözünün hırs bürümüş tek bir insana emanet etmesidir.
Biri bir şey söylediğinde sorulması gereken, “ne diyor? veya
“doğru mu söylüyor “değil, “Bunu kim söylüyor?” veya
“kimin imtiyazlarına hizmet ediyor oluyor.
Mesela Michel foucault ve Edward Said gibi radikal solcu entelektüeller,
klinik, üniversite gibi bilim kurumlarının, zamansız nesnel gerçeklerin
peşinde olmaktan çok kapitalist ve sömürgeci elitlerin hizmetinde
neyin gerçek sayılacağını belirlemek için kullanıldıklarını iddia etmişlerdi.
Bilgiye dair bu güç odaklı bakış açısının olmadığını; aşı karşıtları,
düz dünyacılar, Bolsonaristacılar veya Trump destekçileri tarafından
icat edilmediğini belirlemek gerek. Benzer görüşler 2016’dan yıllar önce,
dünyanın en parlak zihinleri tarafından da yayılmıştı.
Popülizmin, bilginin silah olduğu görüşünü empoze etmeyi başardığı
herhangi bir yer veya zamanda dilin kendisi bile baltalanır.
“Gerçekler” gibi isimler “doğru” ve “güvenilir “gibi sıfatlar kaypaklaşır.