Okuduğum hiçbir kitaba benzemiyor ne konu ne anlatış bakımından. Kitap sizi alıp içindeki karakterlere de olduğu gibi bambaşka diyarlara sürükleyip duruyor. Hayalle gerçek iç içe geçmiş bir durumda ve siz sürekli bir sorgulama eğilimindesiniz. Bu kitaba tadına doyulmaz bir hava katıyor. Ayrıca karakterlerin arkası o kadar doldurulmuş ki, bazen okurken amacınızdan sapıyorsunuz. Hatta bir yere gelene kadar asıl karakterlerimizi anlayamadım diyebilirim. Her karakteri merakla okutuyor yazar. Aslında birden fazla kişinin hayat hikâyesini öğreniyorsunuz ve sonra o kişinin bizim karakterimizle olan ilişkisini. Kitabı bitirince o macerayı siz de yaşamış gibi hissediyorsunuz. Çoğu şeyi anlamayı size bırakıyor ama o anlamaya çalışma durumunu yazar çok zevkli bir hâle getirmiş. Okuyan herkesin unutup tekrar okumak istiyorum demesini ben de bitirince anladım. Bence mutlaka okuyun. Sizin de hayatınızdan bir Puslu Kıtalar Atlas'ı geçsin.
“Sana seni seviyorum diyemem belki ama kalabalık bir ortamda gülerken ilk senin gözlerine gülümserim ve eve giden kısa yolu seninle birkaç adım fazladan atabilmek için uzatırım. Bazen de bilerek adresi kaybederim. Bilmem ki anlaman için bazen elimi kaybeder, elinde ararım. Bazen de ezbere bildiğim şarkının nakaratında saçmalarım. En güzel kelimelerle kurduğum cümlenin devrilmesini seyrederim. Konuşurken aniden bir kekeme oluveririm. Bazen de yağmurlu havada şemsiyeyi başımız yerine yağmur ıslanmasın diye tutarım. Kaybolur ayaklarım, aniden topallayarak sana yaslarım omzumu, anla ama sana seni seviyorum diyemem, anla. Hadi elimi tut, gökyüzü bulutlardan düşüyor.”
Kader Çakır